Yazar - Etimed

Migren ve Tedavisi

Baş ağrıları kişinin günlük yaşam kalitesini etkileyen, iş yükünü artıran, hatta iş yapılamaz hale getiren önemli bir sorundur. Sıklığı ve şiddeti arttıkça kişinin ev ve iş hayatını olumsuz etkilemeye başlar. Çok farklı baş ağrıları vardır. Bunlardan en sık görülenlerden biri migren tipi baş ağrısıdır.

Migren genellikle tek taraflı, yoğun ve zonklayıcı tarzda bir baş ağrısıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, günlük yaşamı en çok engelleyen kronik hastalıklar arasında yer almaktadır. Türkiye’de görülme sıklığı yüzde 16’dır. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha sık görülmektedir. Hormonal olarak aktif olunan genç ve orta yaş dönemde migren sıklığı daha da artmaktadır. Her beş kadından birinde görülmektedir. Erkeklerde ise görülme oranı 10’da birdir. Ailesinde migren olanlarda daha sıktır. Migrenlilerin en az 4’te birinde ailede başka migrenliler de var. Migren daha sıklıkla 20-40 yaş arasında ortaya çıkar. Ancak çocukluk döneminde veya 50 yaşlardan sonra da görülebilir.

 

MİGREN ATAĞININ İŞARETLERİ

Migren tipi baş ağrılarında ağrı öncesinde ağrı atağının başlayacağını gösteren işaretler olabilir. Bunlar; esneme, sık idrara çıkma, bulantı, huzursuzluk, konsantrasyon güçlüğü, özellikle tatlı olmak üzere bazen yemek yeme isteğidir. Bu belirtilerden saatler, hatta bazen birkaç gün sonra migren ağrısı başlayabilir.

 

Migrenlilerin yaklaşık 5’te birinde ‘aura’ dediğimiz bir dönem vardır. Bu döneminde kişi görme alanında zikzak renkli çizgiler, parlak ışıklar görmeye başlar. Görmesi bulanıklaşabilir. Bazen de bir kolda, yüzde uyuşma hissedilebilir. Belirtiler ortalama 30-45 dakika devam eder. Bu dönem biterken sıklıkla şiddetli migren ağrısı başlar. Nadiren ağrılar başlamadan sadece auralar da görülebilir.

EĞİLİP KALKINCA ŞİDDETLENİYOR

Migren ağrısı genelde göz arkasında, oyucu, yarım, zonklayıcı karakterde, bulantı ve kusmanın

eşlik edebildiği ağrıdır. Ancak her migren ağrısı yarım değildir, yüzde 40 migrenlide ağrı tüm başı tutabilmektedir. Ağrı bazen de bir gözün etrafında başlar ve enseye doğru yayılır. Migren ağrısının en temel özelliklerinden biri de ağrının eğilip kalkma, yürüme ve merdiven çıkma gibi hareketler ile şiddetlenmesidir. Ağrıya sıklıkla bulantı, kusma,  ışıktan ve sesten rahatsız olma ile çok nadiren bir tarafta uyuşma veya kuvvetsizlik eşlik edebilir. Hastalar bu dönemde yemek yemek istemez; ışık, gürültü ve kokulardan çok rahatsız olduğu için genellikle loş, sessiz bir odada istirahatı tercih eder. Uyuyabilirse çoğu hastada ağrı hafifler ve geçer.

MİGRENİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

  • Parlak ışık veya titreyen ışıklar
  • Basınç değişiklikleri, hava durumu değişiklileri
  • Lodos, aşırı sıcak
  • Düzensiz uyku. Uykusuzluk ya da aşırı uyuma migreni tetikleyebilir.
  • Uçak yolculukları
  • Hava kirliliği, sigara dumanı
  • Kadınlarda hormonal değişiklikler (âdet dönemi kötü kokular, bazen parfüm kokuları
  • Ruhsal durum değişiklikleri, bazen üzüntü bazen de sevinçli durumlar migreni tetikleyebilmektedir.
  • Gürültü
  • Açlık, örneğin Ramazanda migren tetiklenebilmektedir.
  • Bazı yiyecek ve içecekler (çikolata, kabuklu kuruyemiş gibi kişiye göre değişen)

HER TEDAVİ KENDİNE ÖZGÜDÜR

Migren tanısı için özel bir tetkik yoktur, tamamen kişinin öyküsüne dayanmaktadır. MR ve kan tetkiklerini migren tanısı için değil, ayırıcı tanı için isteriz. Her migrenlinin tedavisi kendine özgüdür. Tedavide öncelikle migreni artıran nedenleri ortaya koymaya çalışırız. Tetikleyicileri ortadan kaldırabildiğimiz ölçüde azaltmayı öneriyoruz. Tüm bu önlemlere rağmen eğer kişi ayda bir iki migren atağı yaşıyor ise uygun ağrı kesiciler ve ek tedaviler öneriyoruz. Basit ağrı kesiciler ile geçmiyor ise o zamanda migren ağrısına özgü olan ve yüzde 90’a yakın oranda etkinlik gösteren triptan grubu ilaçları kullanmaktayız.

MİGREN TEDAVİSİ

Ağrılar şiddetli ve ayda 4-5’ten fazla ise atak gelmesini engelleyici tedaviler uyguluyoruz. Bu tedaviler için tansiyon ilaçlarını, epilepsi ilaçlarını ya da depresyon ilaçlarını kullanabilmekteyiz. Bu ilaçları hastalarda tansiyon, epilepsi veya depresyon olduğu için değil; bu ilaçların bazılarının migren ağrısı sıklık ve şiddetini azaltma etkileri olduğu için kullanmaktayız. Migren katlanılmak zorunda olunan bir hastalık değildir. Nöroloji doktorunuza başvurarak tedavi olabilir yaşam kalitenizi artırabilirsiniz.

Daha fazla oku...

Çocuklarda ‘’Plus Optix’’ ile Güvenli Göz Muayenesi

PLUSOPTIX ile 0-4 Yaş Arası Çocuklarda Göz Taraması Artık Çok Kolay!  

Yenidoğan bebeklerde  ve çocuklarda görülebilen göz hastalıklarında, erken tanı ve tedavi büyük önem taşır.

Çocuklarda görme sorunları bebeklik döneminden itibaren başlayabilir.Halk arasında bebeklerde göz bozukluğu olmayacağı veya bebeklerin gözlük takamayacağı gibi bir inanış vardır. Bu doğru değildir, çünkü erken dönemde bir gözü veya her iki gözü ileri derecede bozuk olan bebekte görme yetisi iyi gelişemez bir veya iki gözde görme tembelliği oluşur. Kırma kusuru olan yani halk tabiri ile bozuk olan gözde oluşan bulanık görüntü nedeniyle çocuk beyni doğru ve net görmeyi öğrenemez. Görme gelişimi bittiğinde fark edilen görme azlığı 9 yaşına kadar fark edilmez ise tedavisi mümkün olmayabilir. Bu nedenle erken dönemde gözlük gerekebilir.

Bu nedenle, özelikle 0-4 yaş arasındaki çocukların mutlaka göz kontrolünden geçmesi gerekiyor.

Erken tanı ile teşhis edilen göz hastalıklarında tedavi şansı daha yüksektir.

Erken tanı için dikkat edilmesi gerekenler ;

*  Anne-babaların ilk bir aydan sonra bebeğin göz fonksiyonlarını takip etmesi, bebeğin kendileri ile göz kontağı kurup kurmadığına dikkat etmeleri gerekir.

* Bebek bu ilişkiyi kuramıyorsa veya gözünde dıştan fark edilecek bir renk ve şekil farklılığı varsa doktora başvurulmalıdır

* Prematüre bebeklerin doğumdan bir ay sonra rutin göz doktoru muayenelerinin başlaması önerilir.

*  Normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin ilk aydan sonra yapılan muayenesinde göz sağlığı normal bulunursa  4 – 6 ay sonra ayrıntılı muayene yapılmalıdır.

* Bebeklerin gözlerindeki şaşılık ve görme kusurları ilk aydan sonra bebek büyüdükçe ortaya çıkar. Bu dönemde kontrol edilmesi gerekir.

*Okurken ya da televizyon izlerken başını sürekli bir yöne çevirme

*Başını eğme

*Bir gözünü kapalı tutma

*Sık sık göz ovalama kırpma

*Gözlerini kısarak bakma

*Okur veya yazarken çok yakından bakma, satır kaydırma veya  parmakla takip etme

*Kısa sürede dikkat dağılması

*Sık baş ağrısı  şikâyetleri varsa çocuğunuzun gözü bozuk olabilir.

Daha fazla oku...

Orta Kulak İltihabı

İşitme organımız olan kulak; dış kulak, orta kulak ve iç kulaktan oluşmaktadır. Kulak kepçesi ve dış kulak yolu dış kulağı oluştururken, kulak zarı orta kulak ve dış kulağı birbirinden ayırır. Kulak zarının arkasında içinde kulak kemikçiklerini barındıran havalı bir boşluk olan orta kulak bulunur.

Orta kulak ve geniz arasında östaki tüpü bulunur. Östaki tüpünün görevi orta kulak basıncını dengelemektir. Ses dalgaları dış kulak yolu aracılığıyla kulak zarına ulaştığında kulak zarı titreşerek orta kulak kemikçikleri aracılı ile iç kulağa iletilir.

Orta kulak boşluğunda oluşan iltihaplara otitis media adı verilir. Sanıldığının aksine iltihaba neden olan mikroorganizmalar dış kulak yolu aracılığı ile değil; burun ve boğazdan östaki tüpü yoluyla orta kulağa ulaşır. Çocuklarda östaki tüpünün anatomisi erişkinlerden farklıdır. Geniş açılı ve daha kısadır. Bu nedenle orta kulak iltihapları çocuklarda daha kolay gelişir. Orta kulak iltihabı saatler içinde gelişebilen bir tablodur. Bu sırada orta kulak boşluğunda bir sıvı birikir ve kulak zarında gerginliğe neden olur. Bunun sonucunda kulak ağrısı oluşur. Ayrıca bu sıvı ses iletimini engellediğinden işitmede geçici bir azalmaya yol açar.

 

ÇOCUK VE BEBEKLERDE KULAK İLTİHABI

Sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklar kolayca orta kulak iltihabına yakalanırlar. Bebeklerin yatırılarak emzirilmesi ya da biberonla beslenmesi orta kulak iltihabına yakalanmalarını kolaylaştırır. Bu yüzden bebekler en az 45 derecelik bir açıyla oturtularak beslenmelidir. Çocukların kreş ya da okul ortamlarına girdiği ilk iki yılda da üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı olarak orta kulak iltihapları sık görülür.

Orta kulak iltihabı geliştiğinde bebekler huzursuzlaşır, iştahı azalır, dış kulak yolu girişine dokunulduğunda ağlarlar. Büyük çocuklar ve erişkinlerde ise kulak ağrısı ve işitme azlığı görülür. Bazen bu yakınmalara ateş eşlik edebilir. Eğer iltihap çok hızlı gelişirse orta kulak boşluğunda oluşan iltihaplı sıvı kulak zarını delerek kulak akıntısına yol açar. Bu durum ağrının azalmasına yol açar. Uygun tedavi ile bu deliklerin büyük çoğunluğu kapanır. Kulak akıntısı olan kulaklar sudan korunmalıdır. Banyoda kulak tıkaçları ya da vazelinli pamuk kullanılmalı, hekim izin verene kadar yüzmeden kaçınılmalıdır.

Orta kulak iltihapları doğrudan bulaşıcı bir hastalık olmamasına karşın eşlik eden üst solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşıcı olduğu unutulmamalıdır.

 

MUTLAKA BİR HEKİME GÖRÜNMELİ

Kulak ağrısı yakınması olan bir çocuk mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmeli ve ağrının nedeni ortaya konmalıdır. Eğer neden orta kulak iltihabı ise hekim uygun ilaç tedavisine başlayacaktır. İlaçların uygun dozda ve sürede kullanılması çok önemlidir. Genellikle orta kulak iltihapları 10-15 günde tümüyle düzelir. Ancak işitmenin tümüyle düzelmesi 3 haftayı bulabilir. Kulak zarının çok gerginleştiği ve ağrının çok olduğu kimi durumlarda hekim kulak zarına miringotomi denen bir kesi yaparak iltihabın boşalmasını kolaylaştırabilir.

Kulak ağrısı yakınması olan bir çocuk mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmeli ve ağrının nedeni ortaya konmalıdır. Eğer neden orta kulak iltihabı ise hekim uygun ilaç tedavisine başlayacaktır. İlaçların uygun dozda ve sürede kullanılması çok önemlidir. Genellikle orta kulak iltihapları 10-15 günde tümüyle düzelir.

Daha fazla oku...

Doğum Sonrası Eski Formunuza Dönebilirsiniz

 

Doğum sonrası anne için tam bir adaptasyon dönemidir. Anne bir yandan bebeği ile yeni bir hayata alışmaya çalışırken, diğer yandan da gebelik sürecinde vücudunda oluşan değişikliklerle yüzleşir.

Derideki çatlaklar aslında gerilmeye bağlı olarak cilt altı dokulardaki yırtıklardır. Bu yırtıklar için besleyici losyon-kremlerin kombine kullanımı faydalı olmaktadır. Yine karında göbek altında kalan çatlaklar karın germe operasyonu ile uzaklaştırılabilir.

Doğum sonrası göğüslerde hacim kaybı görülür. Göğüslerde küçülme veya sarkma ortaya çıkabilir. Bazı kadınlarda ise emzirme sürecinde büyüyen göğüsler sonrasında da büyük kalır. Küçük ve sarkma olmayanlarda uygun boyutta kullanılan “meme protezi” ile hem meme hacmi artırılır hem de sarkma etkileri giderilir. Sarkan memelerde ise “meme dikleştirme” ameliyatları tercih edilir. Meme dikleştirme ameliyatı ile aynı seansta meme protezleri de kullanılarak bir miktar büyütme de yapılabilir. Gebelik sonrası memelerde oluşan büyüme kalıcı ise “meme küçültme” ameliyatları tercih edilir. Meme ameliyatlarını takiben anne ortalama 10 gün içerisinde günlük yaşamına dönebilir. Gebelik sonrası hormonal değişimler ve dolayısıyla memelerin son halini alması 1 yıl kadar sürdüğünden bu süre dolmadan ameliyat olmak uygun değildir. Yine emzirme dönemi bitene kadar meme ameliyatları uygun değildir.

PÜRÜZSÜZ VE GERGİN BİR KARIN

Gebelik sonrasında özellikle göbeğin alt kısmında görülen sarkma, gevşeklik, çatlaklar ve karnın tümünde görülen şişlik anneleri rahatsız eden sorunların başında gelir. “Karın germe” işlemi sırasında sarkan deri özellikle göbek altında yoğunlaşan çatlaklar ile birlikte çıkarılıp, orijinal göbek korunarak hastaya daha yeni bir göbek deliği oluşturulmaktadır. Karın germe işlemi sonrasında oluşan ameliyat izi bikini altında kalacak kadar aşağıda ve gizli planlanır. Aynı seansta yapılacak “Liposuction” işlemi de bölgesel yağlanmalardan kurtulmayı sağlayacaktır. Karın germe işlemi sonrasında anneler 2-3 hafta içerisinde günlük yaşamlarına dönebilirler.

İNCELİRKEN SIKILAŞIN

Doğum sonrası verilen kilolara rağmen karın, basen, bel, sırt, diz içleri, bacak içi yağlanmalarının tedavisinde liposuction en başarılı tedavi yöntemidir. Kısa sürede iyileşme ve düzelme sağlayan bu yöntemle doğum kilolarının son izlerinden kurtulabilirsiniz.

ÇATLAKLAR KÂBUS OLMASIN

Derideki çatlaklar aslında gerilmeye bağlı olarak cilt altı dokulardaki yırtıklardır. Bu yırtıklar için besleyici losyon-kremlerin kombine kullanımı faydalı olmaktadır. Yine karında göbek altında kalan çatlaklar karın germe operasyonu ile uzaklaştırılabilir.

 

YÜZDE OLUŞAN LEKELERE ÇÖZÜM

Kadınların çoğunun yüzünde gebelik döneminde lekeler oluşur. Bu lekeler gebelikte artan hormonların etkisi ile melanotropin maddesinin artması ile meydana gelir: Lazer ve peeling uygulamaları ile bunlara müdahale etmek mümkündür.

Daha fazla oku...

Burun Estetiği Rinoplasti

Yüzümüzün ilk bakışta göze çarpan ve en çok akılda kalan yeri burnumuzdur. Burun yüze kişilik ve karakter kazandırır. Burun şeklinden memnun olunmadığı durumlarda rinoplasti ile burun küçültebilir veya büyütebilir, burun ucunun veya kemerinin şeklini değiştirebilir, burun deliklerinin genişliği daraltılabilir veya burunla üst dudak arasındaki açı değiştirilebilir. Bu ameliyat ile dış görünüşünüz güzelleştirilebilir ve kendinize güveniniz artırılabilir. Aynı zamanda burun içi eğrilikleri gibi soluk almayı engelleyen bazı problemler de bu ameliyatla birlikte giderilebilir.

Yakın geçmişte estetik burun ameliyatı denildiğinde ilk akla gelen kemiği çökük, ucu kalkık ve delikleri büyümüş, estetik olduğu hemen belli olan bir burun şekliydi. Günümüzde geçerli olan estetik anlayış ise; yüz hatları ile uyumlu-orantılı olan ve ameliyat olduğu belli olmayan yani doğal burun elde etmektir. Günümüzün teknolojik imkânları sayesinde yüz görüntüsü dijital fotoğraf makinesi ile bilgisayara alınabilmekte ve bu fotoğrafın üzerinde değişiklikler yapılıp ameliyat sonrası hali görüntü olarak elde edilebilmektedir.

Doktorla hasta arasında, iyi bir iletişim esastır ve çok önemlidir. İlk görüşmede cerrah size burnunuzun neye benzemesini veya nasıl görünmesini arzu ettiğinizi soracak; burnunuzun ve yüzünüzün yapısını inceleyecek ve sizin için mümkün olan ihtimalleri anlata

caktır. Burun kemiklerinizin ve kıkırdaklarınızın yapısı, yüzünüzün şekli, cildinizin kalınlığı, yaşınız ve beklentileriniz temel tartışma konularıdır. Estetik burun ameliyatları için burundaki kemik ve kıkırdak gelişiminin tamamlanması beklenir. Bu bekleme süresi, genç kızlar için 16 yaş civarı erkekler için ise biraz daha geçtir. Ameliyat kararında gençlerin sosyal ve ruhsal uyumunu dikkate almak da önemlidir.

Estetik burun ameliyatı,  hastane ortamında ameliyathane şartlarında yapılan bir işlemdir. Genellikle hasta aynı gün evine dönebilir, bazı durumlarda da bir gün süreyle hastanede kalmak gerekebilir.

Buruna yapılacak müdahale çok küçük ise lokal anestezi (iğne ile uyuşturma) tercih edilebilir, ancak genellikle burun estetiği ameliyatı genel anestezi (tamamen uyuma) ile yapılır. Ameliyat bir veya iki saat kadar sürer.  Bütün dikişlerin burun içinde kaldığı kapalı teknik veya burun-dudak birleşim yerinde dikiş olan açık teknik kullanılabilir.

Ameliyat tamamlandığında burun üzerine yeni şeklini koruması için plastik bir atel uygulanır. Bunun dışında estetik ameliyatlarda tampon ya da başka bir pansuman yerleştirilmemektedir. Eğer burun hava yollarına da müdahale edilmiş ve burun içi eğrilikleri de düzeltilmişse tampon yerleştirmek gerekebilir.

Ameliyattan sonra ilk 24 saat boyunca yüz bölgesi şiş hissedilir, burun ağrıyabilir veya hafif bir baş ağrısı olabilir. Gözlerin etrafında morarma ve şişlik oluşur ve 2-3 gün sonra daha belirgin hale gelir, bunların çoğu ilk hafta içerisinde kendiliğinden kaybolur. Ameliyattan sonraki ilk birkaç gün boyunca, genellikle burun deliklerinden çok hafif birsızıntı olur ve birkaç hafta da burnunuzda hafif tıkanıklık hissedebilirsiniz. Şayet burun içinde tampon varsa, birkaç gün sonra alınacak ve kendinizi çok daha rahat hissedeceksiniz. Bir veya bazen ikinci haftanın sonuna doğru tüm pansumanlar ve burnunuzun üzerindeki alçı atel alınmış olacaktır.

Estetik burun ameliyatı olan hastaların çoğu iki gün içerisinde ayağa kalkıp dolaşırlar ve ameliyattan bir hafta sonra okula veya çok yorucu olmayan iş hayatına dönebilirler. Bununla beraber, yüksek efor gerektiren hareketlerden (koşma, yüzme, jimnastik gibi) iki ila üç hafta kaçınmanız, 8 hafta süreyle burnunuzu darbe veya çarpmalardan korumanız, ovuşturmaktan ve güneşte yakmaktan kaçınmak gerekir. Ameliyat sonrası ilk 3 ay gözlük takılmamalıdır.

Ameliyatı takip eden günlerde yüz şiş ve bereli iken, hastaların çoğu bir süre kendisini iyi hissetmez ve moralleri bozuk olur. Bu oldukça normal ve anlaşılabilir bir durumdur. Her geçen gün burun daha güzel görünmeye başlar ve hastaların morali yükselir. Bir veya iki hafta sonra hastaların yeni ameliyat oldukları belli olmaz.  Ancak iyileşme süreci devam eder. Özellikle burun ucunda olmak üzere, dışarıdan bakıldığında farkedilmeyen şişlikler belki aylar boyunca devam edecektir. Estetik burun ameliyatının gerçek sonucu belki de bir yıl veya daha uzun bir süre boyunca ortaya çıkmayacaktır.

Ameliyat sonrası aileniz veya arkadaş çevresinden beklenmedik tepkiler alınabilir. Burnunuzda bir değişiklik görmediklerini söyleyebilirler veya özellikle ailevi veya etnik bir özellik olarak gördükleri bir şeyi değiştirildiyse, biraz gücenmiş olabilirler. Aile ve arkadaş çevresinin yeni burun şekline alışması için iki hafta gereklidir. Bir süre sonra birçok insan hatta aile üyeleri bile eski burun şeklini unutur ve sadece fotoğraflarla hatırlamak mümkün olur.

Daha fazla oku...

Bebeğiniz neden sürekli ağlıyor ?

Yenidoğan bebeklerde en sık rastlanan sağlık problemlerinin başında “kolik” geliyor. Kesin nedeni tam olarak saptanamayan kolik sebebiyle bebekler, gün içerisinde saatlerce ağlayarak anne ve babasına zor anlar yaşatabiliyor.

Kolik, bebeğin bağırsak sisteminin tam olgunlaşmaması ya da gelişmekte olmasından da kaynaklanabilir. Annenin sigara içmesi, yaşının ileri oluşu ve ilk bebek olma durumu diğer risk faktörleri arasında yer almaktadır. İnek sütü protein alerjisi ve diğer alerjiler de kolik konusunda suçlanmaktadır.

Koliğin ana belirtisi ağlama krizleridir. 3 ayın altındaki bir bebekte adeta durdurulamayan ağlama krizleri günde en az üç saat sürebilir. Bu tablo, haftada üç gün ve ayda üç haftaya yayılmaktadır. Genelde bu bebekler, akşam saatlerinde ve hemen hemen aynı saatlerde ağlarlar. Ağlama sırasında yüzleri kızarır, karınları belirgin olarak şiştir ve bacaklarını karınlarına doğru çekerler. Bazen kendilerini arkaya doğru atar gibi bazen ellerini yumruk yaparak bazen de bacaklarını tekme atar gibi hareketler yaparak ağlayabilirler.

DÖRDÜNCÜ AYA DOĞRU DÜZELİR

Kolik, genelde 4. aya doğru düzelir. Tedavisi içinse birçok alternatif bulunmaktadır ancak bunlar tüm bebeklerde aynı oranda etkili olmamaktadır. Tedavi seçeneklerinin ana başlıkları şu şekilde sıralanabilir:

  • Anne sütü ile beslenen bebeklerde annenin diyetinin düzenlenmesi,
  • Mama ile beslenen bebeklerde uygun mamaların seçilmesi,
  • İlaç tedavisi (Gerekmedikçe kullanılmamalı veya endikasyon iyi konulmalı)
  • Probiyotikler (Faydalı bazı bakterilerin kullanılmasıdır)
  • Bitki özleri
  • Kayropraktik tedavi
  • Masaj

 

KALICI BİR HASARA YOL AÇMAZ

Kolik, bebeklerde kalıcı bir hasara yol açmaz. Ancak infantil kolik tarzında ağlama krizleri olan bebekler, en az bir kez doktor muayenesinden geçmeli ve başka bir hastalık nedeni ile ağlamadıkları kanıtlanmalıdır. Bazen tek bir doktorun dediğiyle yetinmeyen aileler, bebeklerini hastane hastane gezdirmekte ve bu süreç bebeği daha çok yıpratmaktadır. Bebekte kilo alamama, halsizlik (emmeme), kusma, ishal, ateş, isteksizlik veya kabızlık yoksa genelde herhangi bir tetkike gerek yoktur.

Kolik bir hastalık değildir. Bu, bebek gelişiminin ana aşamalarından birisidir.

 

AĞLAMA KRİZİ SIRASINDA NE YAPMALI?

  • Mümkün olduğunca sakin olun, gerilmeyin.
  • Güler yüzle bebekle göz teması kurmaya çalışın.
  • Bebeğinizi bağrınıza basarak karnını ısıtın. Bunu ütü ile ısıtılmış bez ya da ısıtma pedleri ile de yapabilirsiniz.
  • Bulunduğunuz odada sakinleştirici müzikler açın.
  • Bebek emziği kullanın.
  • Rezene ve nane gibi bitki çayları içirmeyi deneyin.
  • Su ve süpürge sesi bazı bebeklerin hoşuna gidebilir, unutmayın.
  • Son seçenek olarak bebekle birlikte ufak bir araba yolculuğuna çıkın.
Daha fazla oku...

Anjio Nedir?

Vücudumuzdaki organların canlılığını koruyabilmeleri ve görevlerini yapabilmeleri için oksijen ve besin maddelerine gereksinimleri vardır. Gerekli olan oksijen ve besin maddeleri organlara atardamar (arter) yoluyla kan ile taşınır. Kanın atardamarlara pompalanması işini kalbimiz yapar.

Kalbimizin görevini yapabilmesi için beslenmesi gereklidir. Kalbin kendisini besleyen damarlara “koroner damar” (koroner arter) denmektedir. Koroner arterlerde damar sertliği sonucu oluşan daralma veya tıkanma neticesinde kalbimiz yeterince beslenemez ve görevini aksatır. Sonuçta pompa görevi aksadığından kan aracılığıyla organlarımıza ulaşan oksijen ve besin maddeleri azalır ve zamanla çeşitli organlara ait belirtiler ortaya çıkar.

 

RİSKLER NELER?

Koroner arter hastalığının risk faktörleri ise şunlardır:

  • Yaş ve cinsiyet
  • Kişisel veya ailesel öykü
  • Sigara içmek
  • Kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon)
  • Şeker hastalığı
  • Kolesterol yüksekliği
  • Şişmanlık
  • Fiziksel aktivite azlığı

 

KORONER ANJİYOGRAFİ NEDİR?

Koroner anjiyografi bir tanı yöntemi olup bir ameliyat türü değildir. Koroner anjiyografi kalp damarları (koroner arter) içine özel bir ilaç verip, özel bir görüntüleme sistemi kullanılarak görüntülerinin alınması işlemidir. Koroner anjiyografi, anjiyografi cihazı ve eğitimli-deneyimli kardiyoloji uzmanı ile sağlık personelinin bulunduğu gelişmiş laboratuarlarda yapılır. İşlem için hastanın uyutulmasına gerek yoktur, işlem süresince hasta uyanıktır ve konuşabilir.

KORONER ANJİYO NEDEN YAPILMALIDIR?

Koroner arter hastalığının özellikle kalp hastalığı risk faktörlerine sahip kişilerde erken tanı ve tedavisi hayati önem kazanmaktadır. Amaç kişiyi olası kalp krizinin sonuçlarından korumaktır. Bu nedenle EKG, EKO (ekokardiyografi), eforlu EKG (koşu bandı) gibi kardiyolojik tetkikler neticesinde koroner arter hastalığı şüphesi görülen kişilerde tanının kesinleşmesi için koroner anjiyografi denen tanısal işlemin yapılması gereklidir.

HANGİ DURUMLARDA YAPILIR?

  • Risk faktörü olup koroner arter hastalığı düşündüren göğüs ağrısına sahip kişilerde,
  • Kalp krizi geçirenlerde,
  • Daha önceden koroner girişim (balon-stent) veya koroner arter ameliyatı olup göğüs ağrısı tekrarlayanlarda,
  • Koroner arter hastalığı dışında kalp ameliyatı (kalp kapağı) olacak kişilerde,
  • Kalp dışı damar (arter) ameliyatı olacak kişilerde,
  • Hayatı tehdit eden ciddi ritim bozukluğu olanlarda,
  • Girişimsel olmayan testlerde (EKG, ekokardiyografi veya eforlu EKG) anormalliği olan riskli kişilerde koroner anjiyografi ile kalp damarları görüntülenmelidir.

 

KARDİYOLOJİ KLİNİĞİMİZ

Kardiyoloji kliniğimizde, klinik kardiyovasküler hastalıkların ayakta veya yatarak takibi yanında (poliklinik ve servis hizmetleri), girişimci kardiyoloji kliniği (anjiyografi, koroner, periferik damarların girişimsel tedavisi), kalp pili takılması, non-invazif tanı üniteleri (ritim ve tansiyon holteri, ekokardiyografi laboratuarı, efor testi) hastanemizde bulunmaktadır.

 

HASTA OLMAYANLAR DA BİLİNÇLENMELİ

Kliniğimizde kardiyovasküler hastalığı olan tüm hastalarımız tetkik ve tedavi edilmektedir. Hipertansiyon hastaları, koroner damar hastaları, aritmili hastalar, kalp yetersizliği hastaları, kalp kapak hastalıkları, erişkin yaşta doğumsal kalp hastaları modern imkanlarımız ile tetkik ve tedavi edilmektedir.

Ayrıca, koruyucu ve risk faktörlerine yönelik aydınlatıcı bilgi vermeye yönelik hizmetlerimiz de hekimlerimiz tarafından verilmektedir.

Amacımız, kalp ve damar hastalarının güncel, çağdaş yöntemlerle tanı ve tedavisini sağlamak, bilimsel, çağdaş hastanecilik uygulamaları ile hastalarımıza en iyi hizmeti vermektir. Ayrıca hasta olmayan kişilerin de kalp sağlığı açısından uyarılmasını, eğitilmesini, koruyucu hekimlik prensiplerimiz çerçevesinde gerçekleştirmekteyiz.

Amacımız, kalp ve damar hastalarının güncel, çağdaş yöntemlerle tanı ve tedavisini sağlamak, bilimsel, çağdaş hastanecilik uygulamaları ile hastalarımıza en iyi hizmeti vermektir.

Bölüm Doktorlarımız

Daha fazla oku...

Panik Bozukluğu Ruhsal Bir Rahatsızlıktır

Panik bozukluğu; yaşam boyu görülme sıklığı yüzde 2-4 arasında değişen, en sık olarak geç ergenlik ile 30’lu yaşlar arasındaki dönemde başlayan, ruhsal bir rahatsızlıktır. Kadınlarda, erkeklere göre 2-3 kat fazla görülür.

Panik bozukluğu; “Yineleyen, beklenmedik panik atakları ve her an yeniden panik atağının olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma” ile kendini gösterir. Panik atağı sırasında “kalp krizi geçirip öleceği”, “aklını yitireceği” ya da “felç geçireceği” düşüncesiyle sürekli üzüntü duyma hissi oluşur. Ataklara ya da olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak bazı evden çıkamama, yalnız kalamama, işe konsantre olamama, araç kullanamama gibi davranış değişikliklerinin görülmesinin yanında sürekli ilaç, su ve şifalı bitki taşıma da panik bozukluğuna işarettir.

PANİK ATAĞI NEDİR?

Aniden ortaya çıkan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan, yoğun sıkıntı ya da korkunun yanı sıra, bir takım fiziksel belirtilerin de görüldüğü duruma panik atağı denir. Panik atağı, birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve genellikle 10 dakika içinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar; çoğu zaman 10-30 dakika devam ettikten sonra kendiliğinden geçer.

Belirtilerin tamamının eşlik etmesi şart değildir. Bu belirtilerden 4 tanesinin varlığı panik atak tanısı koydurabilir.

PANİK BOZUKLUĞU NEDEN VE NASIL OLUŞUR?

Panik bozukluğunun oluşmasında iki etken vardır; 1- Beynimizdeki sinir hücrelerinden (nöronlar) salgılanan, duyusal ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen nörotransmitter adı verilen bazı maddelerin düzensiz salgılanması sonucu heyecan, korku, kaygı ve vücudumuzda tuhaf duyumlar şeklinde belirtiler oluşur. 2- Çoğu zaman, herhangi bir durum karşısında, vücudumuzda algıladığımız olağan bir duyumun

(çarpıntı, nefeste daralma, baş dönmesi gibi) yanlış yorumlanması sonucu (kalp krizi geçiriyorum, felç olacağım, aklımı yitiriyorum gibi) ortaya çıkan kaygı ve korku, belirtilerin daha da şiddetlenmesine ve gerçek bir tehlike altında olduğumuz düşüncesinin pekişmesine neden olarak panik atağını ortaya çıkarır.

PANİK BOZUKLUĞUN TEDAVİSİ

Panik atağı ne kadar şiddetli olursa olsun, sağlıklı bir kişide kalp krizi, felç ya da aklını yitirmeye neden olmaz. Panik bozukluğu, tedavi edilebilir ruhsal hastalıklardan biridir. Tedavi yöntemleri; medikal tedavi (ilaç tedavisi) ve psikoterapidir. Çoğu zaman ikisi bir arada kullanıldığında çok daha etkilidir. Bazı durumlarda yalnızca psikoterapi yöntemi uygulanabilir.

Panik bozukluğunda kullanılan ilaçlar, beyinde bozulmuş nörotransmitter dengesinin kurulmasını sağlayarak, hastalığı tedavi ederler. Çoğu zaman bağımlılık yapıcı, günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyici yan etkileri bulunmamaktadır. İlaç tedavisinin en az 1 sene devamı, sonrasında hekim kontrolünde azaltılarak kesilmesi gerekmektedir.

Panik bozukluk tedavisinde bilişsel-davranışçı psikoterapi yöntemi kullanılır. Bu yöntemle hastanın panik atağı belirtileri hakkındaki yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi ve hastanın bu belirtilerle korkmadan baş edebilmesinin öğretilmesi amaçlanır. Davranışçı yöntemlerle de, hastanın korktuğu ve kaçındığı durumlara aşamalı olarak maruz bırakılması sağlanarak korkularını yenmesi sağlanmaya çalışılır.

Daha fazla oku...

Diyabetik Retinopati

Diyabet(şeker hastalığı) olan kişilerde ortaya çıkabilecek olan göz problemidir. Günümüzde en önemli körlük sebeplerinin başında gelir. Retinayı besleyen ince kan damarlarının zarar görmesi ile ortaya çıkar. Damarların zarar görmesi ile birlikte kan sızıntısı da başlar. Bu rahatsızlığın başka bir özelliği de retina yüzeyinde yeni kan damarlarının oluşmasına neden olmasıdır. Oluşan damarlarda da kolayca kanama görülmektedir.

DİYABETİK RETİNOPATİ NEDENLERİ

*Kan şekerinizin yüksek olması veya yüksek tansiyon

*Ayrıca kolesterol seviyeniz yüksekse (kanınızda trigliserit adı verilen yağ asidinin yüksek seviyede olması)  diyabetik retinopati riskini artarır.

DİYABETİK RETİNOPATİ NASIL SAPTANIR

*Retina muayenesi: Gözbebekleri çeşitli damlalar damlatılarak büyütülür. Çeşitli mercekler kullanılarak ayrıntılı retina muayenesi yapılır.

*Optik koherens tomografi (OCT): Makula ödeminin saptanmasında ve takip edilmesinde son yıllarda optik koherens tomografi (OCT) denilen bir cihaz da kullanılmaktadır. Hastaya herhangi bir girişim yapılmadan, kısa bir süre içinde makula bölgesinin gerçeğe yakın kesitleri elde edilir. Bunun için diod laser ışık ışını kullanılır. OCT bize makula ödemi hakkında ayrıntılı bilgi verir.

*Fluoresein anjiografi (FFA): Ayrıntılı retina muayenesinde, gerekli gördüğü takdirde doktorunuz fluorescein anjiografi çekilmesini önerebilir. Kol damarlarından bir boyalı madde enjekte edilerek her iki gözden retina fotoğrafları alınır. Bu sayede gözün retinasının damar yapısı hakkında bilgi edinilir. Buna göre tedavi yönlendirilir.

 

DİYABETİK RETİNOPATİ TEDAVİSİ

Hastalığın hangi tip olduğuna bağlı olarak değişiklik gösterir. Diyabetik makula ödemi laser ile tedavi edilir.  Laser tedavisi diyabetten dolayı körlük riskini %90 oranında önlemektedir. Bununla birlikte, laser tedavisi, zaten kayıp olan görmeyi sıklıkla yerine getiremez. Bu yüzden erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Son yıllarda, özellikle diyabete bağlı gelişen makula ödeminde laser dışında birtakım yeni tedaviler de kullanılmaya başlanmıştır. Anti-VEGF denilen bu yeni ilaçlar, hastalıklı yeni damar oluşumunu önleyerek, ayrıca makula ödemine yol açan damar sızıntılarını önleyerek diyabetik retinopatide belli bir iyileşme sağlamaktadır. Gözün içine enjekte etmek suretiyle verilen bu ilaçlar, laser ile birlikte ya da tek başına kullanılabilmektedir.

Daha fazla oku...

Servikal Disk Hernisi – Boyun Fıtığı

DİSK HERNİSİ NEDİR ?

Bilindiği gibi Omurga; omur  denilen birbirine bağlı kemikler serisinden oluşur. Omurlar birbirine  bir disk ve “faset” eklemleri denilen iki küçük eklemle bağlıdır. Bir omuru diğerine bağlayan sağlam bağlantılı dokulardan oluşan disk, vertebraların arasındaki bir yastık ya da amortisör gibi görev yapar. Disk ve faset eklemleri,hareketlerinize , eğilmenize ,boynunuzu ve sırtınızı döndürebilmenize olanak sağlar.

Disk ,“anulus fıbrosus “ adı verilen sert dış tabakadan ve “nükleus pulposus “ adı verilen jel kıvamında merkez yapıdan oluşur. Yaşlanmayla beraber diskin merkez yapısı su içeriğini kaybetmeye başlayabilir ve diskin fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. Disk merkez tabakasında bozulmalar olabileceği gibi,dış tabakada da zedelenme ve yırtılmalar meydana gelebilir. Bu durumda , diskin merkez yapısı dış tabakadaki  yırtıktan, sinirler ve omuriliğin geçtiği kanala doğru taşmasına neden olabilir. Bu duruma disk hernisi (fıtık ) adı verilir.Bu olay boyunda meydana geldiği zaman servikal disk hernisi (boyun fıtığı ) adı verilir. Servikal disk hernisi sinirlere baskı yapabilir ve omuza, kollara,ellere doğru yansıyan ağrıya,sızlamaya,his kaybına veya kuvvet kaybına yol açabilir. Nadiren servikal disk hernisi omurilik üzerinde baskıya neden olabilir ve bu durumda  bacaklarda problemlere neden olabilir.

 

TANI NASIL KONUR ?

Doktorunuz öncelikle ağrının başlangıç zamanını, karakterini ve yayılma yerlerini sorgulayacaktır. Kollarda kas kuvvetlerini , duyu ve refl eks değişikliklerini değerlendirmek için yapacağı muayene ile disk hernisinin şiddeti ve yeri hakkında fikir sahibi olabilir. Dok

torunuzun tanısı, direkt grafi, bilgisayarlı tomografi(BT)veya manyetik rezonans görüntüleme(MRG) kulllanımı iledoğrulanabilir.

 

HANGİ TEDAVİLER MÜMKÜNDÜR ?

Servikal disk hernileri çoğunlukla cerrahi tedaviye gerek kalmadan düzelebilir. Bu yüzden servikal disk hernisinden kaynaklanan ağrıyı azaltmak için cerrahi dışı seçenekler öncelikle uygulanır.

Doktorunuz kısa periyotlarla dinlenme,boyun hareketlerini kısıtlama,ödemi azaltan antiinfl amatuvar ve ağrıyı kontrol eden analjezık ilaçlar , fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid  enjeksiyonu tedavisi  içeren cerrahi olmayan tedavileri uygulamanızı önerebilir. Cerrahi olmayan tedavilerde amaç, disk hernisi materyalinin yarattığı sinirlerdeki irritasyonu azaltmak, ağrıyı hafifl etmek ve hastalığın fiziksel sonuçlarını iyileştirmektir. Bu , disk hernisi hastalarına uygulanan sıklıkla bir seri tedavi metodundan oluşan organize bakım programı ile başarılı olabilir.

 

CERRAHİ OLMAYAN TEDAVİLER

Servikal disk hernisine bağlı ağrının başlamasından sonra, kısa bir süre (1-2 gün ) fiziksel aktiviteyi azaltmak için dinlenmek faydalı olabilir. Bu kısa süreli dinlenme periyodundan sonra tekrar hareket etmeye başlanması , eklemlerin hareketsizlesşmesini ve kasların güçsüzleşmesini önlemekaçısından önemlidir. Ayrıca doktorunuz bir hemşire ya da fizyoterapist yardımıyla bynunuzu güçlendirici özel egzersizler üzerine eğitime ve antremana başlayabilir.  Bu tip egzersizler evde gerçekleştirilebilir. Kontrollü egzersiz yapabilmek için özel bir program istiyorsanız bir  fizyoterapisti ziyaret edebilirsiniz. Egzersizleri  doktorunuzun veya fizyoterapistin tarif ettiği gibi yapmanız önemlidir.Doktorunuz veya fizyoterapistiniz ayrıca inflamasyonu , ağrınızı ve kas spazmınızı azaltmak için traksiyon , elektrik stimülasyonu, sıcak sargı , soğuk sargı  veya manuel  terapi kullanabilir.

 

İLAÇLAR VE AĞRI YÖNETİMİ

İlaçlar , analjezikler denilen ağrı kescileri içerir. Bazen doktorunuz kas gevşeticiler önerecektir. Çok fazla ısrarlı ağrılarınız varsa doktorunuz kısa bir süre için daha etkili uyuşturucu ilaçlar önerebilir.ilaçların sadece önerilen  dozda kullanılması önemlidir.ilaçların fazla dozda kullanılması daha hızlı iyileşmenize yardımcı olmayacağı gibi, istenmeyen yan etkilere yol açabilir (kabızlık,uykusuzluk,mide kanaması, böbrek sorunları gibi).Daha önce ne tür  tedaviler uygulandığı doktorunuza anlattığınızdan emin olun ve ağrı kesici önerirse size nasıl etki  ettiğini bilmesine izin verin. Ayrıca  uygulanmış olan ilaçların alerjik etkileri olup  olmadığını doktorunuzun fark ettiğine emin olun. Nonsteroidal antiinfl amatuar ilaçlar (NSAIİ) analjeziktir ve disk hernisinin sonuçları  olarak ortaya çıkan  ödem ve infl amasyonu azaltmak için kullanılır. Doktorunuz size infl amatuar  ilaç verdiyse  mide bulantısı ve mide kanaması gibi yan etkilerini takip etmelisiniz. Reçetenin sürekli kullanımının veya uzun süreli ilaç kullanımının herhangi bir problem yaratıp yaratmayacağı  doktorunuz tarafından belirtilmelidir.  Epidural enjeksiyonlar  veya çeşitli blok enjeksiyonları, yoğun kol ağrılarınız varsa önerilebilir. Doktorunuz tarafından, epidural (omurilik zarı dışına ) veya sinir  kökleri çevresine özel bir müdahele  ile kortikosteroid ve lokal anestezik  madden uygulanması sonucu gerçekleştirilir. Başlangıç enjeksiyonundan sonra bir veya iki enjeksiyon  daha ileri bir tarihte yapılabilir. Bu kapsamlı bir rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası  olarak yapılmalıdır.enjeksiyonun amacı  sinir ve diskteki infl amsyonu azaltmaktır. Tetik nokta enjeksiyonları, omurga boyunca ağrılı yumuşak dokulara ve  ksalara direkt uygulanan lokal anestezik madde (bazen kortikosteroidlerle  birlikte ) enjeksiyonlarıdır. Ara sıra ağrı  kontrolü  için kullanılsalar da tetik nokta enjeksiyonları, bir servikal disk hernisinin iyileşmesine yardımcı olmazlar.

 

CERRAHİ TEDAVİLER

Cerrahi tedavi ,ağrısı tıbbi tedavi yöntemleri ile geçmeyen , belirgin omurilik basısı olan hastalar için  gerekli olabilir. Cerrahinin amacı diskin omuriliğe ve sinire  baskı yapan kısmının ortadan kaldırılmasıdır. Bu Mikrodiskektomi denen yöntemle  yapılır. Disk hernisinin yerine bağlı olarak  cerrah, omurgaya ulaşmak için boynun önünde ve arkasında açılan insizyondan ameliyatı yapar. Ameliyatın,boynun ön tarafından (anterior yaklaşım ) veya boynun arka tarafından ( posterior yaklaşım ) gerçekleştirileceğinin  teknik kararı, disk hernisinin tam yeri, cerrahın tecrübesi ve seçeneklerini  içeren bir çok faktörden etkilenir. Her iki yaklaşımda disk materyalinin sinir yapılara baskısı ortadan kaldırılır. Sonuçlar, genellikle iyidir. Ön taraftan yaklaşımda,genellikle omurlar arasından boşaltılan disk materyali yerine, füzyon sağlamak için kemik materyal veya hareketi  koruyucu protezler konulabilir. Bunun nedenleri ve sonuçları konusunda  size doktorunuz  bilgi verecektir.

 

CERRAHİDEN SONRA NELER BEKLENİR

Birçok hasta  kısa  bir dönem içinde (bazen cerrahiden sonraki 24 saatten daha kısa sürede ) evine gidebilir.  Cerrahiden sonra , doktor normal günlük aktivitelerinize  ne zaman devam edebileceğiniz hakında önerilerde bulunacaktır.Mükemmel bir ameliyat sonrasında bile uygulanacak  rehabilitasyon  programları  günlük yaşamdaki aktivitelerinize hzla geri dönebilmeniz için  yardımcı olabilir. Bu amaçla ameliyat sonrası egzersiz programından veya fizik tedaviden yararlanılır. Doktorunuza iyileşmenize yardımcı olacak egzersizler hakkında danışmalısınız.Cerrahi tedavi , servikal disk hernilerinden kaynaklanan radiküler (kola yansıyan sinir kökü ağrısı ) ağrılarını azaltmakta etkilidir. Fakat bazı boyun ağrıları devam edebilir. Çoğu hasta Mikrodiskektomiye iyi yanıt verir. Fakat her cerrahi girişimde olduğu gibi servikal disk hernisine yönelik girişimler  bazı riskler içerir. Bu riskler; kanama, enfeksiyon,sinir ya da omurilik hasarını içerir. Önden yapılan cerrahi yaklaşımda ses kısıklığı, yutma güçlüğü  gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bu tip komplikasyonlar  genellikle  geçicidir. Gelişebilecek en önemli  komplikasyon, büyük damar  veya yemek borusu yaralanmasıdır. Ancak bu tip komplikasyonların görülme oranı  çok düşüktür. Ayrıca ağrının cerrahiden  sonra düzelmemesi  ve belirtilerin tekrarlamas mümkündür. %3-5 civarında hastada disk hernisi  tekrarlayabilir ve sonraki bir zamanda belirtilere neden olabilir.

Daha fazla oku...