Kulak Burun Boğaz Hastalıkları

Burun Eti ve Tedavisi

NAZAL KONKA :BURUN ETİ

Halk arasında burun tıkanıklığı yapan septum deviasyonu, nazal polip, konka hipertrofileri, geniz eti gibi bir çok duruma burun eti tabiri kullanılmaktadır. Ancak esas bahsedilen  her iki burun kavitesi içerisinde anatomik olarak var olan üç adet burun eti  (konka) lar ve bunlara ilişkin patolojilerdir. Konkalar solunan havanın havanın ısıtılıp nemlendirilmesini sağlayarak solunum fonksiyonu düzenlenmesinde  çok önemli rolleri olan yapılardır.

Her iki burun deliğinde üst, orta ve alt olmak üç adet konka vardır. Konkalar kemik ve onu örten yumuşak dokudan oluşmaktadır. Konkalara  ilişkin sorunlar çoğunlukla kemik veya yumuşak dokulardan kaynaklanmaktadır.

KONKA PATOLOJİLERİ

Klinik olarak en sık karşılaşılan problem burun tıkanıklığına neden olan alt konka hipertrofisi (büyüme) dir. Bu büyüme çoğunlukla konkanın yumuşak doku kısmından kaynaklanmaktadır. Nadirende konkanın kemik kısmı kalın olabilir.  Alt konkalardaki büyüme enfeksiyöz, allerjik, bazı ilaçların kullanımı, gebelik, gibi durumlara bağlı gelişebilir. Burun orta hat kıkırdağı (nazal septum ) eğriliği durumlarında eğriliğin olduğu tarafın karşısında burun pasajında  alt konka büyümeleri gözlenebilmektedir.

 

Orta konka ile ilgili olarak en sık karşılaşılan anormallik “konka bülloza” adı verilen konkanın kemik yapısının içinde hava olması durumudur. Orta konkanın değişik derecelerdeki pnömatizasyonu olarak tanımlanan konka bülloza genellikle semptom oluşturmamakla birlikte, orta konka bülloza pnömatizasyonun büyüklüğüne göre, nazal septumla olan ilişkisine ve yüzdeki maksiller sinüslerin drenajını etkilemesine göre semptomatik olabilirler. Burun tıkanıklığı, sinüzit, postnazal akıntı, baş ağrısı, koku almada bozukluk  gibi semptomlara neden olabilir. Orta konkanın büllöz olması dışında bazı anatomik varyasyonlarıda (bifid, paradoks orta konka gibi) nadiren klinik semptomların gelişmesine neden olabilir.

Üst konka patolojileri ise çok nadirdir.

Konka patolojileri çoğunlukla ışık altında burun muayenesi veya endoskopik burun muayenesi ile  tanı konulabilinmektedir. Tomografi ile hem konkaların durumu hemde sinüslerin durumu net olarak ortaya konulabilinir.

TEDAVİ

Alt konka hipertrofilerinde medikal tedaviler birinci sırada yer almaktadır. Öncelikle varsa enfeksiyon  tedavi edilmelidir. Özellikle allerjik kaynaklı olduğu düşünülen alt  konka büyümelerinde kortizon içeren spreyler kullanılmaktadır. Medikal tedaviye yanıt alınamayan olgularda cerrahi müdahale planlanmalıdır.  Mukozanın çıkarıldığı cerrahi prosedürler  tercih edilmemektedir. Mukozanın korunduğu submukozal rezeksiyon  uygulamaları daha doğru yaklaşımlardır. Günümüzde radyo frekans yöntemi ile  mukoza altı dokuların ısıtılılarak fibrosiz oluşturup büzüşmesi sağlanarak konka küçültme işlemi efektif ve pratik bir yöntem olarak sıklıkla uygulanmaktadır. Eğer konka kemik kısmında büyüme varsa mukoza korunarak  sadece kemik kısım çıkarılmaktadır.

Orta konka büyümelerinde ancak semptomatik problemler oluşturuyorsa cerrahi müdahale uygulanır.  Eğer hastada burun tıkanıklığı veya sinüzit gibi herhangi bir şikayete neden olmamış ise  müdahale yapılması önerilmez. Endoskop eşliğinde hem orta konkaya hemde sinüs problemlerine aynı anda müdahale etmek mümkündür. Konka büllozanın tedavisinde cerrahi olarak bir kısmının çıkarılması işlemi uygulanır.

Daha fazla oku...

Vertigo hastalık değildir?

BENİGN PAROKSİSMAL POZİSYONEL VERTİGO (BPPV): KRİSTAL OYNAMASI

  • Yerçekimine karşı yapılan baş hareketleriyle ortaya çıkan, kısa süreli fakat oldukça şiddetli baş dönmeleridir
  • BPPV sık bir rahatsızlıktır ve bütün baş dönmesi vakalarının %25’ini oluşturduğunu belirtilmektedir
  • Hasta çevresindeki eşyaların döndüğünü söyler
  • Baş dönmesi kısa sürelidir.(5-30 saniye)
  • Bulantı sıklıkla vardır. Ama kusma görülmez
  • Hastanın işitmesi normaldir, çınlama ve uğultu tariflemez
  • BPPV çeşitli iç kulak hastalıklarının bir sekeli olarak ortaya çıkabilen bir sendromdur
  • Hastaların çok az bir kısmında BPPV nedeni ortaya konulabilinir. Olguların büyük bir çoğunluğunda sebep bulunamaz. Nedeni ortaya konanlar arasında en sık neden kafa travması  ve iç kulağın viral enfeksiyonlarıdır.
  • BPPV hastalarında kadın erkek oranı 2.3’tür ve 60 yaş üzerinde pik yapar.

 

PATOFİZYOLOJİ

Denge , organizma lokomotor sisteminin statik ve dinamik olarak uyum içinde çalışmasıdır. Dengenin sağlanmasında üç aşama vardır; Bilgilendirme, bilgilerin denge merkezinde algılanması ve hazırlanması, Uygulama (motor yanıt). Bilgilendirme üç ayrı organ tarafından sağlanır; Oküler sistem(göz), vestibüler sistem(iç kulak denge organı) ve proprioseptif sistem (derin duyu).

İç kulakta bulunan semisürküler kanallar açısal hareketlerden,  vestibül ise lineer (doğrusal) hareketlerin algılanmasından sorumludur.  Denge organımız   anatomik yapısına baktığımızda otokonidia dediğimiz mikro kalsifiye taşları bulunduran  özelleşmiş bir nöroepitele sahiptir.

 

BPPV oluşumunun fizyopatolojisini açıklamak için öne sürülen teori; İç kulakta vestibülde bulunan  otokonidiaların (mikrokalsifiye taşlar)  normalde olması gereken yerden ayrılarak gene iç kulakta başka alanlara dökülmesidir. Bu dökülme sonucu ya iç iç kulak kanalları içerisindeki sıvının hareketini etkileyerek, yada iç kulaktaki silyalı dokulara yapışıp onların hareketini etkileyerek kişide baş dönmesi semptomlarının oluşmasına neden olurlar.

BPPV  TANI

Hastaların tipik anemnezleri vardır. Çoğunlukla orta ve orta ileri yaş olgularda ani başlayan, bazen uyku esnasında başlayıp hastayı uyandıran baş dönmeleri vardır. Baş dönmeleri özellikle yatakta sağa sola dönerken, başını sağa sola hareket ettirirken aniden başlayıp çok kısa süren (çoğunlukla bir dakikadan az), otolojik semptomların (işitme azlığı, kulak çınlaması, kulakta dolgunluk hissi) ve nörolojik semptomların( motor ve duyu kaybı)  eşlik etmediği tarzdadır. Hasta bir süre hareketsiz kalır ise baş dönmesi geçer ancak başını etkilenen tarafa çevirdiğinde tekrar baş dönmeleri başlar.

  • Hastalığın tanısında Dix ve Hallpike olarak isimlendirilen pozisyonel test kullanılır
  • Bu test esnasında hasta belirli pozisyonu alınca baş dönmesi ve istemsiz göz hareketleri (nistagmus) başlar. Nistagmus baş dönmesi yapan bir çok durumda istemsiz veya baş hareketleri ile proveke edilerek ortaya çıkabilir. Ancak  bu test ile  hastanın gözlerinde BPPV ye özgü bazı nistagmus hareketleri gözlendiğinde hastaya tanı kanulabilinir. Tanı için ekstra bir tetkik yapmaya gerek yoktur.

 

TEDAVİ

Tedavide medikal ajanların yeri yoktur. Düzeltici manevraları yapılamayan çok şiddetli olgularda vestibülosüprasan ajanlar klinik semptomları  yatıştırmak için verilebilir ancak hastalığı tedavi etmez.

Tedavide bazı düzeltici manevralar ile otokonidyaların iç kulakta ait oldukları alana geri gönderilmesi amaçlanmaktadır. Birkaç değişik düzeltici manevra vardır ancak en sık kullanılanı Epley manevrasıdır. Hastalar çoğunlukla bu manevralardan fayda görüp iyileşme periyoduna girerler.

Daha fazla oku...

Koklear Implant

 

Hastanemiz Kulak burun boğaz doktorlarımızdan Doç. Dr. Rıfat KARLI, 2 yaş 8 aylık doğuştan her iki kulağında ileri derecede işitme kaybı olan ve uygulanan işitme cihazlarından fayda görmeyen yabancı uyruklu kız çocuğunun sağ kulağına Koklear Implant (biyonik kulak) operasyonu başarı ile uygulandı.

Bölgemizde ilk koklear implant operasyonu ıraklı bir kız çocuğuna uygulandı.

Koklear implant doğuştan veya sonradan oluşan ileri derece  sensörinöral (iç kulak tipi) işitme kayıplarında konvansiyonel işitme cihazlarından fayda görmeyen olgulara uygulanan bir cihazdır.  Komplike bir kulak operasyonu ile iç kulağa takılan ve elektiriki esaslara göre çalışan bir iç kulak protezidir. Halk arasında Biyonik kulak olarak adlandırılan Koklear implant ameliyatında; kulak arkasından yapılan 3-4 cm lik bir kesi ile girilerek implantın iç parçası kafa kemiği üzerine yerleştirilir. Çok ince hassas elektrotları ise  iç kulakta koklea içine yerleştirilir. Ameliyattan sonra 3-5 gün arası hastanede kalınmaktadır. Yara iyileşmesi gerçekleştikten sonra  dış parçaları  tamamlanan sistem bilgisayarla programlanarak  hasta işitmeye başlamaktadır. Koklear implant dış parçası  gelen sesleri  mikrofonları yolu ile algılar. Sesi dışarıdan alarak kafatasının üzerine yerleştirlen iç parçasına  mıknatısla irtibatı sağlayan bir aktarıcı  yolu ile bu sesleri iletir. İmplantın iç parçasında ise bu sesler işlenerek frekanslarına uygun elektiriksel uyarıma dönüştürülür ve implantın elektrotları vasıtası ile iç kulaktaki hasarlı tüylü hücrelerin dibinde bulunan sinir hücrelerine  ulaştırır ve uyarır. Böylece işitme siniri uyarılmış olur. Oluşan bu sinir uyarımı daha üst merkezlere taşınarak işitme sağlanmış olur.  İşlemin başarısı için; hasta seçimi, cerrahi işlemin uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi ve ameliyat sonrası Cochlear Implant kullanıcısının uyumu ve eğitimi  çok önemlidir.

Bİzde kurumumuzda ve bölgemizde  ilk  defa olarak 2 yaş 8 aylık doğuştan her iki kulağında ileri derece işitme kaybı olan ve işitme cihazlarından fayda görmeyen  ıraklı bir kız çocuğunun sağ kulağına koklear implant (biyonik kulak ) operasyonunu  başarı ile uygulandık.

Daha fazla oku...

Orta Kulak İltihabı

İşitme organımız olan kulak; dış kulak, orta kulak ve iç kulaktan oluşmaktadır. Kulak kepçesi ve dış kulak yolu dış kulağı oluştururken, kulak zarı orta kulak ve dış kulağı birbirinden ayırır. Kulak zarının arkasında içinde kulak kemikçiklerini barındıran havalı bir boşluk olan orta kulak bulunur.

Orta kulak ve geniz arasında östaki tüpü bulunur. Östaki tüpünün görevi orta kulak basıncını dengelemektir. Ses dalgaları dış kulak yolu aracılığıyla kulak zarına ulaştığında kulak zarı titreşerek orta kulak kemikçikleri aracılı ile iç kulağa iletilir.

Orta kulak boşluğunda oluşan iltihaplara otitis media adı verilir. Sanıldığının aksine iltihaba neden olan mikroorganizmalar dış kulak yolu aracılığı ile değil; burun ve boğazdan östaki tüpü yoluyla orta kulağa ulaşır. Çocuklarda östaki tüpünün anatomisi erişkinlerden farklıdır. Geniş açılı ve daha kısadır. Bu nedenle orta kulak iltihapları çocuklarda daha kolay gelişir. Orta kulak iltihabı saatler içinde gelişebilen bir tablodur. Bu sırada orta kulak boşluğunda bir sıvı birikir ve kulak zarında gerginliğe neden olur. Bunun sonucunda kulak ağrısı oluşur. Ayrıca bu sıvı ses iletimini engellediğinden işitmede geçici bir azalmaya yol açar.

 

ÇOCUK VE BEBEKLERDE KULAK İLTİHABI

Sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklar kolayca orta kulak iltihabına yakalanırlar. Bebeklerin yatırılarak emzirilmesi ya da biberonla beslenmesi orta kulak iltihabına yakalanmalarını kolaylaştırır. Bu yüzden bebekler en az 45 derecelik bir açıyla oturtularak beslenmelidir. Çocukların kreş ya da okul ortamlarına girdiği ilk iki yılda da üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı olarak orta kulak iltihapları sık görülür.

Orta kulak iltihabı geliştiğinde bebekler huzursuzlaşır, iştahı azalır, dış kulak yolu girişine dokunulduğunda ağlarlar. Büyük çocuklar ve erişkinlerde ise kulak ağrısı ve işitme azlığı görülür. Bazen bu yakınmalara ateş eşlik edebilir. Eğer iltihap çok hızlı gelişirse orta kulak boşluğunda oluşan iltihaplı sıvı kulak zarını delerek kulak akıntısına yol açar. Bu durum ağrının azalmasına yol açar. Uygun tedavi ile bu deliklerin büyük çoğunluğu kapanır. Kulak akıntısı olan kulaklar sudan korunmalıdır. Banyoda kulak tıkaçları ya da vazelinli pamuk kullanılmalı, hekim izin verene kadar yüzmeden kaçınılmalıdır.

Orta kulak iltihapları doğrudan bulaşıcı bir hastalık olmamasına karşın eşlik eden üst solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşıcı olduğu unutulmamalıdır.

 

MUTLAKA BİR HEKİME GÖRÜNMELİ

Kulak ağrısı yakınması olan bir çocuk mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmeli ve ağrının nedeni ortaya konmalıdır. Eğer neden orta kulak iltihabı ise hekim uygun ilaç tedavisine başlayacaktır. İlaçların uygun dozda ve sürede kullanılması çok önemlidir. Genellikle orta kulak iltihapları 10-15 günde tümüyle düzelir. Ancak işitmenin tümüyle düzelmesi 3 haftayı bulabilir. Kulak zarının çok gerginleştiği ve ağrının çok olduğu kimi durumlarda hekim kulak zarına miringotomi denen bir kesi yaparak iltihabın boşalmasını kolaylaştırabilir.

Kulak ağrısı yakınması olan bir çocuk mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmeli ve ağrının nedeni ortaya konmalıdır. Eğer neden orta kulak iltihabı ise hekim uygun ilaç tedavisine başlayacaktır. İlaçların uygun dozda ve sürede kullanılması çok önemlidir. Genellikle orta kulak iltihapları 10-15 günde tümüyle düzelir.

Daha fazla oku...

Burun Estetiği Rinoplasti

Yüzümüzün ilk bakışta göze çarpan ve en çok akılda kalan yeri burnumuzdur. Burun yüze kişilik ve karakter kazandırır. Burun şeklinden memnun olunmadığı durumlarda rinoplasti ile burun küçültebilir veya büyütebilir, burun ucunun veya kemerinin şeklini değiştirebilir, burun deliklerinin genişliği daraltılabilir veya burunla üst dudak arasındaki açı değiştirilebilir. Bu ameliyat ile dış görünüşünüz güzelleştirilebilir ve kendinize güveniniz artırılabilir. Aynı zamanda burun içi eğrilikleri gibi soluk almayı engelleyen bazı problemler de bu ameliyatla birlikte giderilebilir.

Yakın geçmişte estetik burun ameliyatı denildiğinde ilk akla gelen kemiği çökük, ucu kalkık ve delikleri büyümüş, estetik olduğu hemen belli olan bir burun şekliydi. Günümüzde geçerli olan estetik anlayış ise; yüz hatları ile uyumlu-orantılı olan ve ameliyat olduğu belli olmayan yani doğal burun elde etmektir. Günümüzün teknolojik imkânları sayesinde yüz görüntüsü dijital fotoğraf makinesi ile bilgisayara alınabilmekte ve bu fotoğrafın üzerinde değişiklikler yapılıp ameliyat sonrası hali görüntü olarak elde edilebilmektedir.

Doktorla hasta arasında, iyi bir iletişim esastır ve çok önemlidir. İlk görüşmede cerrah size burnunuzun neye benzemesini veya nasıl görünmesini arzu ettiğinizi soracak; burnunuzun ve yüzünüzün yapısını inceleyecek ve sizin için mümkün olan ihtimalleri anlata

caktır. Burun kemiklerinizin ve kıkırdaklarınızın yapısı, yüzünüzün şekli, cildinizin kalınlığı, yaşınız ve beklentileriniz temel tartışma konularıdır. Estetik burun ameliyatları için burundaki kemik ve kıkırdak gelişiminin tamamlanması beklenir. Bu bekleme süresi, genç kızlar için 16 yaş civarı erkekler için ise biraz daha geçtir. Ameliyat kararında gençlerin sosyal ve ruhsal uyumunu dikkate almak da önemlidir.

Estetik burun ameliyatı,  hastane ortamında ameliyathane şartlarında yapılan bir işlemdir. Genellikle hasta aynı gün evine dönebilir, bazı durumlarda da bir gün süreyle hastanede kalmak gerekebilir.

Buruna yapılacak müdahale çok küçük ise lokal anestezi (iğne ile uyuşturma) tercih edilebilir, ancak genellikle burun estetiği ameliyatı genel anestezi (tamamen uyuma) ile yapılır. Ameliyat bir veya iki saat kadar sürer.  Bütün dikişlerin burun içinde kaldığı kapalı teknik veya burun-dudak birleşim yerinde dikiş olan açık teknik kullanılabilir.

Ameliyat tamamlandığında burun üzerine yeni şeklini koruması için plastik bir atel uygulanır. Bunun dışında estetik ameliyatlarda tampon ya da başka bir pansuman yerleştirilmemektedir. Eğer burun hava yollarına da müdahale edilmiş ve burun içi eğrilikleri de düzeltilmişse tampon yerleştirmek gerekebilir.

Ameliyattan sonra ilk 24 saat boyunca yüz bölgesi şiş hissedilir, burun ağrıyabilir veya hafif bir baş ağrısı olabilir. Gözlerin etrafında morarma ve şişlik oluşur ve 2-3 gün sonra daha belirgin hale gelir, bunların çoğu ilk hafta içerisinde kendiliğinden kaybolur. Ameliyattan sonraki ilk birkaç gün boyunca, genellikle burun deliklerinden çok hafif birsızıntı olur ve birkaç hafta da burnunuzda hafif tıkanıklık hissedebilirsiniz. Şayet burun içinde tampon varsa, birkaç gün sonra alınacak ve kendinizi çok daha rahat hissedeceksiniz. Bir veya bazen ikinci haftanın sonuna doğru tüm pansumanlar ve burnunuzun üzerindeki alçı atel alınmış olacaktır.

Estetik burun ameliyatı olan hastaların çoğu iki gün içerisinde ayağa kalkıp dolaşırlar ve ameliyattan bir hafta sonra okula veya çok yorucu olmayan iş hayatına dönebilirler. Bununla beraber, yüksek efor gerektiren hareketlerden (koşma, yüzme, jimnastik gibi) iki ila üç hafta kaçınmanız, 8 hafta süreyle burnunuzu darbe veya çarpmalardan korumanız, ovuşturmaktan ve güneşte yakmaktan kaçınmak gerekir. Ameliyat sonrası ilk 3 ay gözlük takılmamalıdır.

Ameliyatı takip eden günlerde yüz şiş ve bereli iken, hastaların çoğu bir süre kendisini iyi hissetmez ve moralleri bozuk olur. Bu oldukça normal ve anlaşılabilir bir durumdur. Her geçen gün burun daha güzel görünmeye başlar ve hastaların morali yükselir. Bir veya iki hafta sonra hastaların yeni ameliyat oldukları belli olmaz.  Ancak iyileşme süreci devam eder. Özellikle burun ucunda olmak üzere, dışarıdan bakıldığında farkedilmeyen şişlikler belki aylar boyunca devam edecektir. Estetik burun ameliyatının gerçek sonucu belki de bir yıl veya daha uzun bir süre boyunca ortaya çıkmayacaktır.

Ameliyat sonrası aileniz veya arkadaş çevresinden beklenmedik tepkiler alınabilir. Burnunuzda bir değişiklik görmediklerini söyleyebilirler veya özellikle ailevi veya etnik bir özellik olarak gördükleri bir şeyi değiştirildiyse, biraz gücenmiş olabilirler. Aile ve arkadaş çevresinin yeni burun şekline alışması için iki hafta gereklidir. Bir süre sonra birçok insan hatta aile üyeleri bile eski burun şeklini unutur ve sadece fotoğraflarla hatırlamak mümkün olur.

Daha fazla oku...

Çocuklarda Boğaz Enfeksiyonu

Kış mevsiminde çocuklarda en fazla görülen boğaz enfeksiyonları nelerdir?

Kış mevsiminde çocuklarda sık görülen boğaz ve üst solunum you enfeksiyonları şunlardır: Nezle, sinüzit, bademcik iltihabı (tonsillit), boğaz iltihabı (farenjit), ses tellerinin iltihabı (larenjit), nefes borusu iltihabı (trakeit), veya bu enfeksiyonların kombinasyonları.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sebepleri nelerdir?

Üst solunum yolu enfeksiyonlarına çok çeşitli virüsler ve bakteriler neden olur. Hasta bir kişi soluma, hapşırma, öksürme gibi faaliyetler ile havaya aerosol yani mikroskopik damlacıklar şeklinde su buharı bırakır. Üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan virüs ve bakteriler bu damlacıklar içerisinde havada saatlerce asılı kalabilirler. Bu damlacıkları soluyan herhangi bir kişi hastalığa yakalanma olasığına sahiptir. Hastanın bu sırada bağışıklık sisteminin zayıflamış olması enfeksiyona yakalanma şansını artırır. Aynı sırada ciddi başka bir enfeksiyon geçiriliyor olması, hava kirliliği, pasif veya aktif sigara içiciliği, ağır yorgunluk, üst solunum yollarında kuruluk, titreme şeklinde ciddi üşüme, kortizon gibi bağışıklık sistemini baskılayıcı tedaviler alınıyor olması gibi faktörler anlık veya sürekli olarak vücudun genel bağışılık sistemini veya üst solunum yollarının lokal savunma mekanizmalarını zayıflatabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları için bir diğer önemli bulaşma yolu da hasta kişilerin mikrop içeren salgıları ile temas etmektir. Hapşıran ve bu sırada ağzını eliyle kapatan bir kişi ile tokalaşma sonrası mikroplar sizin elinize geçecektir. Buradan üst solunum yollarınıza ulaşacak olurlar ise siz de aynı hastalığa yakalanabilirsiniz.

Üst solunum yolu enfeksiyonları kış aylarında niçin daha sık görülür?

Genel olarak sanıldığının aksine soğuk hava üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olmaz. Kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görülmesinin sebebi, günlük yaşantımızın açık havada değil, daha çok ev, iş yeri, okul, toplu taşım araçları gibi kapalı ortamlarda geçmesidir. Ayrıca soğuk nedeniyle bu ortamlar kış aylarında çok daha az havalandırılır. Kapalı, az havalandırılan ortamlarda çok sayıda insanın bir arada bulunması üst solunum yolu enfeksiyonlarının yayılmasını son derece kolaylaştırır.

Üst solunum yolu enfeksiyonları hangi sıklıkta görülür?

Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık görülen enfeksiyonlar arasındadır. Bu konudaki toplumsal çalışmalar genel nüfus içerisinde ortalama her kişi için yılda 2 ile 4 kez arasında üst solunum yolu enfeksiyonu geçirildiği şeklinde rakamlar vermektedir. Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları özellikle kış aylarında çok daha sık görülür. Dolayısı ile yuva veya okula giden bir çocuk için yıl boyunca 8-10 kez hasta olması doğal karşılanmalıdır.

Üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda neden daha sık görülür?

Yenidoğan çocuk annesinden aldığı bir takım bağışıklık verici maddeler nedeniyle üst solunum yolu enfeksiyonlarından bir süre için korunur. Anne sütü ile düzenli bir şekilde beslenen bebekler bir takım farklı bağışıklık verici ve düzenleyici faktörleri anneden almaya devam ederler ve büyük ölçüde enfeksiyonlara karşı korunmuş olurlar. Bu süre içerisinde de çocuğun kendi bağışıklık sistemi gelişerek, çevresinde virüs ve bakterileri tek tek tanımaya ve onlara karşı direnç geliştirmeye başlar. Bu mikroplardan önemli olanlarına karşı çocuk aşılama programları ile suni bir yoldan bağışıklık kazanır. Ancak çevremizde üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olan çok sayıda ve çeşitlikte virüs ve bakteri bulunmaktadır. Bu nedenle çocuklar 2 ile 8 yaş arası dönemde erişkinlere göre daha sık olarak üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanırlar. Bu durum kreş, yuva ve okul gibi çok sayıda çocuğun bir arada bulunduğu ortamlarda bulunan çocuklarda çok daha belirginleşir.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtileri nelerdir?

Nezle: Sulu burun akıntısı, hapşırma, hafif ateş, halsizlik. Bu belirtiler 2-3 gün içerisinde azalarak geçerler. Üst üste gelen nezleler sonrası veya çocukta tıkayıcı geniz eti büyümesi var ise akut bakteriyel sinüzite dönüşebilir.

Sinüzit: Koyu renkli burun akıntısı, geniz akıntısı, balgamlı öksürük, burun tıkanıklığı görülür. Çocuklarda baş ağrısı görülmeyebilir.

Bademcik iltihabı: Yüksek ateş, ağız kokusu, iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü, şişen bademcikler nedeniyle konuşma değişebilir. Boğaza bakıldığında şişmiş, kızarmış ve üzeri beyaz iltihap ile kaplanmış bademcikler görülebilir. Uygun şekilde tedavi edilmez ise bademcik apsesi veya romatizmal ateş hastalıklarına neden olabilir.

Farenjit: Yüksek ateş, ağız kokusu, iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü gibi belirtiler ile bademcik iltihabına benzer ancak iltihaplanan bademcik dokusu değil, boğazı döşeyen zar tabakasıdır.

Larenjit ve trakeit: Ateş, ses kısıklığı, kuru öksürük, nefes alırken ötme sesi, çocuklarda hızla ilerleyerek nefes darlığına sebep olabilir ve tehlikeli olabilir. Bu nedenle erken dönemde hekimin görmesi ve tedaviye başlanması gereklidir.

Tedavi edilmezlerse hangi tip sorunlara yol açarlar?

Boğaz enfeksiyonları Beta mikrobu (A grubu ß-hemolitik streptokok) tarafından gelişmişse ve tedavi edilmezse çocuklarda ve gençlerde romatizmal ateş hastalığına yol açabilir. Romatizmal ateş hastalığı da eklemler, kalp kası ve böbrekleri etkileyerek çok ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. Bunun yanında tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda kalıcı geniz eti büyümesi ve burun tıkanıklığı, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu (otit), orta kulakta sıvı birikmesi (sekretuar otit) gibi kalıcı problemlere yol açabilir.

Çocukları boğaz enfeksiyonlarından korumak için aileler nelere özen göstermeli?

Bir çocuğu üst solunum yolları enfeksiyonlarından tümü ile korumak ancak hava geçirmez bir odaya hapsedip insanlar ile temas etmesini engelleyerek mümkün olabilir. Yukarıda da belirtildiği gibi her çocuğun özellikle yuva ve okula gidiyor ise yıl içerisinde belli bir sayıda hastalık geçirmesi kaçınılmazdır. Bu sayıyı azaltmak alınacak önlemler şunlar olabilir: Yeni doğan bebekler pediatri doktorunuzun önereceği süre boyunca anne sütü ile beslenerek anneden alacağı bağışıklık faktörlerinden mahrum bırakılmamalı, daha ileriki dönemlerde uygun şekilde dengeli beslenmeli ve gene doktorunuzun önereceği vitamin takviyelerini almalıdır. Soğuk günlerde üşümeleri engellenecek şekilde giydirilmeli ancak üşüyecekleri kaygısı ile kapalı ortamlarda havasız bırakılmamalıdır. Özelikle yuva, okul gibi çok sayıda çocuğun bir arada bulunması gerektiği ortamlar soğuk günlerde bile sık sık havalandırılarak, çocukların taşıdıkları hastalıkları damlacık yolu ile biribirlerine bulaştırması önlenebilir. Yuva ve okuldaki toplam çocuk sayısı arttıkça hastalık bulaşması daha kolaylaşmaktadır, bu nedenle az sayıda çocuk barındıran yuva ve okullar hastalık bulaşması açısından avantajlı olabilir. Yine de okul veya yuvaya yeni başlayan bir çocuk için ilk altı boyunca çok sık enfeksiyon geçirmesi normal karşılanmalıdır.

Her fırsatta sabun ile el yıkama alışkanlığının kazanılması da temas yolu ile geçen enfeksiyonları azaltmadaki en önemli etkendir. Bu alışkanlığın çocuklara kazandırılması kadar çocuk ile ilgilenen kişilerin de dikkat etmesi gerekmektedir.

İleri derecede geniz eti büyümesi olan çocuklarda burun tıkanıklığı geliştiği için kolayca atlatılacak basit bir nezle, uzun sürmekte ve bakteriyel sinüzite dönmekte ve tedavisi güçleşmektedir. Bu çocuklarda tıkayıcı geniz etinin alınması çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonlarını kolayca geçirmesini sağlamaktadır.

Daha fazla oku...

Göz Yaşı Kanalı Tıkanıklığına Çözüm; Endoskopik DSR

Göz Yaşı Kanalı Tıkanıklığına Çözüm; Endoskopik DSR

Normal fizyolojik durumda gözyaşı kesesinde biriken göz yaşımız  gözyaşı kanalları yolu ile burun boşluğuna drene olurlar.  Bu kanalların çeşitli nedenlerle tıkanması “epifora” adı verilen gözde rahatsız edici seviyede  sulanma  sorununa yol açar.  Gözyaşı kanalları tıkanan hastalarda belirti göz yaşının devamlı dışarı akmasıdır. Göz yaşı kesesinin enfekte olması durumunda iltihabi akıntı burun içine drene olamadığı için göze doğru akabilir ve gözün kenarında şişlik kızarıklık hassasiyet gelişebilir. Basit müdahaleler ile göz yaşı kanalları açılamaz ise bu durumun tedavisi cerrahidir. Bu meliyat dışarıdan cilde kesi yaparak  veya herhangi bir kesi olmaksızın burun içerisinden endoskopik  yöntemle yapılmaktadır. Endoskopik endonazal dakriosistorinostomi ( DSR) adı verilen yöntem ile  4 mm çapında teleskoplarla burun içine girilir ve gözyaşı kesesinin önündeki   burun boşluğuna yakın komşuluk gösterdiği bir alanda burun mukozası ve kemik duvar kaldırılır. Göz yaşı kesesi özel cerrahi aletler ile açılarak varsa içindeki iltihabın boşalması sağlanır. Daha sonra üst ve alt  göz yaşı kanallarına dışarıdan yerleştirilen silikon tüpler endoskop yardımı ile kontrollü bir şekilde  göz yaşı kesesinden açılan alandan burun içine gönderilir ve burun içerisinde düğümlenir. Bu silikon tüpler 3-6 ay arasında yerinde kalır ve sonrasında çıkarılır.  Böylece  göz yaşı kanallarından burun içerisine yeni bir yol oluşması sağlanmış olur.

 

 

Endoskopik yolla yapılan bu işlemin açık cerrahiye göre çok büyük avantajları vardır;

  • Her hangi bir cilt kesesi yapılmadığı için  yüzde operasyon izi olmaz.
  • Operasyon süresi çok kısadır.
  • Hastalar aynı gün taburcu olabilirler.
  • Eğer kişinin burun içerisinde başkaca problemleri varsa (sinüzit, burun etlerinde büyüme, kıkırdak eğriliği…) aynı seansta endoskopik olarak bu problemlerde giderilir.

Çocuk ve erişkin tüm yaş gruplarında kolayca uygulanabilir.

Daha fazla oku...

Dış Kulak Yolu Enfeksiyonları ve Tedavisi

Özellikle yaz aylarında sıcakları daha az hissetmek için deniz kıyıları ve havuzlar sık sık ziyaret ettiğimiz yerler olarak karşımıza çıkar.  Bazen öyle bunalırız ki denizden veya havuzdan çıkmak istemeyiz. İşte bu gibi durumlarda kulağımıza etkileyebilecek bazı tablolar çıkar. Bunlardan birisi dış kulak yolu enfeksiyonlarıdır.

Dış kulak yolu ( DKY ) enfeksiyonları daha çok yazın  görülmekle birlikte aslında dış kulak yolunun nemli kalabileceği her türlü ortamda oluşmaya müsaittir. Örneğin ; kaplıca tatilleri veya basit bir duş sonrası bile bu enfeksiyona zemin hazırlayabilir.

 

DKY enfeksiyonları için nem önemli bir faktör olmakla birlikte bu nemi oluşturacak suyunda hijyeni önem taşımaktadır. Özellikle havuz sularının örneklemelerinin takibi ve ilaçlanmaları çok sıkı yapılmalıdır. Deniz suyu için de belli miktarda  bakteri barındıran alanlar yetkilerce tespit edilip halk uyarılmalıdır.

 

DKY ağrılı ve gerçekten tatili zehir edebilecek bir potansiyele sahiptir. Hastanın dky oldukça hassastır.Tragusdediğimiz kulak girişi   hemen önündeki kıkırdak çıkıntıyı içe bastırmakla ciddi bir ağrı oluşur. Hastanın işitme kaybı kulak yolunun daralmasıyla artar ve zonlayıcı keskin bir ağrıya dönüşür. Ateş görülebilir. Çoğu kez yapılan hatalardan birisi de hafif tıkanmalarda , kulak içini temizlemek için kulak temizleme pamuklarının kullanımıdır. Bu enfeksiyonun daha kolay yayılmasına ve hatta içeride su ile şişen bir kirin daha dibe itilerek baskı oluşturmasına yola açar. O yüzden önerimiz mutlaka tatil öncesi bir kulak kontrolüdür. Potansiyel soruna yol açabilecek kirin önceden temizlenmesi tatilinizin kesintisiz sürmesine yardımcı olur. Şunu  yeri gelmişken vurgulamakta fayda var, kulak kiri dediğimiz aslında dış kulak yolu cildinin bir salgısıdır içeriği itibariyle mantar oluşumunu engeller ve nemlenmeyi azaltır. O yüzden muayeneyi engellemeyen ve DKY’nu tam tıkamayan kirlerin mutlak temizlenmesi gerekmemektedir.

 

DKY enfeksiyonları tedavisinde bir an önce su ile temas kesilir. KBB muayenesi sonrası bakteriyel olduğu düşünülen enfeksiyonlara lokal antibiyotikli damla, şişliği ödemi azaltmak için kortizonlu damla başlanır hatta ağızdan bir antibiyotik de duruma göre eklenir. Ağrı kesici ihtiyacı hemen her zaman olur. Hastadan duş dahil en ufak su kaçmaması için kulak tıkacı kullanması istenir. Dış kulak yolu bazen o kadar tıkalı olur ki muayeneye dahi izin vermez bu durumda hasta damlaları da etkili kullanmayacağı için bir anlamda fitil görevi görecek pamuktan bir şerit kulak yoluna uygun şekilde doktor tarafından yerleştirilebilir. Bu hastaların takibi sık yapılmalıdır. 2-3 günde bir pansumana çağrılmalı ve dış kulak yolundan gelecek iltihaplı akıntılar temizlenmelidir. Mantarlara bağlı olan DKY enfeksiyolarındaise farklı ilaç tedavisi uygulanır. Bu nedenle hastanın kendi başına tedaviyi başlaması sakıncalı olur ve hatta enfeksiyonu arttırabilir.

 

DKY enfeksiyonu için önlem almak her zaman mümkün olmaz ancak uzun süre suyla temas bu riski arttırır. Kronik bu hastalığı yaşayan hastalar deniz ve havuzda kulak tıkacı kullanabilir. Kulak temizliği de çubuk pamuklarla yapılmamalı sadece kuru bir pamukla dış kulak yoluna doğru silme yapılmalıdır. Dış kulak yoluna kurutma makinesi tutulmamalıdır.

DKY enfeksiyonları hayat kalitesini bozan ciddi enfeksiyonlardır. Umarım verdiğimiz  bilgiler size faydalı olacaktır.  Sağlıklı günler dilerim.

Daha fazla oku...