Sağlık Rehberi

Burun Estetiği Rinoplasti

Yüzümüzün ilk bakışta göze çarpan ve en çok akılda kalan yeri burnumuzdur. Burun yüze kişilik ve karakter kazandırır. Burun şeklinden memnun olunmadığı durumlarda rinoplasti ile burun küçültebilir veya büyütebilir, burun ucunun veya kemerinin şeklini değiştirebilir, burun deliklerinin genişliği daraltılabilir veya burunla üst dudak arasındaki açı değiştirilebilir. Bu ameliyat ile dış görünüşünüz güzelleştirilebilir ve kendinize güveniniz artırılabilir. Aynı zamanda burun içi eğrilikleri gibi soluk almayı engelleyen bazı problemler de bu ameliyatla birlikte giderilebilir.

Yakın geçmişte estetik burun ameliyatı denildiğinde ilk akla gelen kemiği çökük, ucu kalkık ve delikleri büyümüş, estetik olduğu hemen belli olan bir burun şekliydi. Günümüzde geçerli olan estetik anlayış ise; yüz hatları ile uyumlu-orantılı olan ve ameliyat olduğu belli olmayan yani doğal burun elde etmektir. Günümüzün teknolojik imkânları sayesinde yüz görüntüsü dijital fotoğraf makinesi ile bilgisayara alınabilmekte ve bu fotoğrafın üzerinde değişiklikler yapılıp ameliyat sonrası hali görüntü olarak elde edilebilmektedir.

Doktorla hasta arasında, iyi bir iletişim esastır ve çok önemlidir. İlk görüşmede cerrah size burnunuzun neye benzemesini veya nasıl görünmesini arzu ettiğinizi soracak; burnunuzun ve yüzünüzün yapısını inceleyecek ve sizin için mümkün olan ihtimalleri anlata

caktır. Burun kemiklerinizin ve kıkırdaklarınızın yapısı, yüzünüzün şekli, cildinizin kalınlığı, yaşınız ve beklentileriniz temel tartışma konularıdır. Estetik burun ameliyatları için burundaki kemik ve kıkırdak gelişiminin tamamlanması beklenir. Bu bekleme süresi, genç kızlar için 16 yaş civarı erkekler için ise biraz daha geçtir. Ameliyat kararında gençlerin sosyal ve ruhsal uyumunu dikkate almak da önemlidir.

Estetik burun ameliyatı,  hastane ortamında ameliyathane şartlarında yapılan bir işlemdir. Genellikle hasta aynı gün evine dönebilir, bazı durumlarda da bir gün süreyle hastanede kalmak gerekebilir.

Buruna yapılacak müdahale çok küçük ise lokal anestezi (iğne ile uyuşturma) tercih edilebilir, ancak genellikle burun estetiği ameliyatı genel anestezi (tamamen uyuma) ile yapılır. Ameliyat bir veya iki saat kadar sürer.  Bütün dikişlerin burun içinde kaldığı kapalı teknik veya burun-dudak birleşim yerinde dikiş olan açık teknik kullanılabilir.

Ameliyat tamamlandığında burun üzerine yeni şeklini koruması için plastik bir atel uygulanır. Bunun dışında estetik ameliyatlarda tampon ya da başka bir pansuman yerleştirilmemektedir. Eğer burun hava yollarına da müdahale edilmiş ve burun içi eğrilikleri de düzeltilmişse tampon yerleştirmek gerekebilir.

Ameliyattan sonra ilk 24 saat boyunca yüz bölgesi şiş hissedilir, burun ağrıyabilir veya hafif bir baş ağrısı olabilir. Gözlerin etrafında morarma ve şişlik oluşur ve 2-3 gün sonra daha belirgin hale gelir, bunların çoğu ilk hafta içerisinde kendiliğinden kaybolur. Ameliyattan sonraki ilk birkaç gün boyunca, genellikle burun deliklerinden çok hafif birsızıntı olur ve birkaç hafta da burnunuzda hafif tıkanıklık hissedebilirsiniz. Şayet burun içinde tampon varsa, birkaç gün sonra alınacak ve kendinizi çok daha rahat hissedeceksiniz. Bir veya bazen ikinci haftanın sonuna doğru tüm pansumanlar ve burnunuzun üzerindeki alçı atel alınmış olacaktır.

Estetik burun ameliyatı olan hastaların çoğu iki gün içerisinde ayağa kalkıp dolaşırlar ve ameliyattan bir hafta sonra okula veya çok yorucu olmayan iş hayatına dönebilirler. Bununla beraber, yüksek efor gerektiren hareketlerden (koşma, yüzme, jimnastik gibi) iki ila üç hafta kaçınmanız, 8 hafta süreyle burnunuzu darbe veya çarpmalardan korumanız, ovuşturmaktan ve güneşte yakmaktan kaçınmak gerekir. Ameliyat sonrası ilk 3 ay gözlük takılmamalıdır.

Ameliyatı takip eden günlerde yüz şiş ve bereli iken, hastaların çoğu bir süre kendisini iyi hissetmez ve moralleri bozuk olur. Bu oldukça normal ve anlaşılabilir bir durumdur. Her geçen gün burun daha güzel görünmeye başlar ve hastaların morali yükselir. Bir veya iki hafta sonra hastaların yeni ameliyat oldukları belli olmaz.  Ancak iyileşme süreci devam eder. Özellikle burun ucunda olmak üzere, dışarıdan bakıldığında farkedilmeyen şişlikler belki aylar boyunca devam edecektir. Estetik burun ameliyatının gerçek sonucu belki de bir yıl veya daha uzun bir süre boyunca ortaya çıkmayacaktır.

Ameliyat sonrası aileniz veya arkadaş çevresinden beklenmedik tepkiler alınabilir. Burnunuzda bir değişiklik görmediklerini söyleyebilirler veya özellikle ailevi veya etnik bir özellik olarak gördükleri bir şeyi değiştirildiyse, biraz gücenmiş olabilirler. Aile ve arkadaş çevresinin yeni burun şekline alışması için iki hafta gereklidir. Bir süre sonra birçok insan hatta aile üyeleri bile eski burun şeklini unutur ve sadece fotoğraflarla hatırlamak mümkün olur.

Daha fazla oku...

Bebeğiniz neden sürekli ağlıyor ?

Yenidoğan bebeklerde en sık rastlanan sağlık problemlerinin başında “kolik” geliyor. Kesin nedeni tam olarak saptanamayan kolik sebebiyle bebekler, gün içerisinde saatlerce ağlayarak anne ve babasına zor anlar yaşatabiliyor.

Kolik, bebeğin bağırsak sisteminin tam olgunlaşmaması ya da gelişmekte olmasından da kaynaklanabilir. Annenin sigara içmesi, yaşının ileri oluşu ve ilk bebek olma durumu diğer risk faktörleri arasında yer almaktadır. İnek sütü protein alerjisi ve diğer alerjiler de kolik konusunda suçlanmaktadır.

Koliğin ana belirtisi ağlama krizleridir. 3 ayın altındaki bir bebekte adeta durdurulamayan ağlama krizleri günde en az üç saat sürebilir. Bu tablo, haftada üç gün ve ayda üç haftaya yayılmaktadır. Genelde bu bebekler, akşam saatlerinde ve hemen hemen aynı saatlerde ağlarlar. Ağlama sırasında yüzleri kızarır, karınları belirgin olarak şiştir ve bacaklarını karınlarına doğru çekerler. Bazen kendilerini arkaya doğru atar gibi bazen ellerini yumruk yaparak bazen de bacaklarını tekme atar gibi hareketler yaparak ağlayabilirler.

DÖRDÜNCÜ AYA DOĞRU DÜZELİR

Kolik, genelde 4. aya doğru düzelir. Tedavisi içinse birçok alternatif bulunmaktadır ancak bunlar tüm bebeklerde aynı oranda etkili olmamaktadır. Tedavi seçeneklerinin ana başlıkları şu şekilde sıralanabilir:

  • Anne sütü ile beslenen bebeklerde annenin diyetinin düzenlenmesi,
  • Mama ile beslenen bebeklerde uygun mamaların seçilmesi,
  • İlaç tedavisi (Gerekmedikçe kullanılmamalı veya endikasyon iyi konulmalı)
  • Probiyotikler (Faydalı bazı bakterilerin kullanılmasıdır)
  • Bitki özleri
  • Kayropraktik tedavi
  • Masaj

 

KALICI BİR HASARA YOL AÇMAZ

Kolik, bebeklerde kalıcı bir hasara yol açmaz. Ancak infantil kolik tarzında ağlama krizleri olan bebekler, en az bir kez doktor muayenesinden geçmeli ve başka bir hastalık nedeni ile ağlamadıkları kanıtlanmalıdır. Bazen tek bir doktorun dediğiyle yetinmeyen aileler, bebeklerini hastane hastane gezdirmekte ve bu süreç bebeği daha çok yıpratmaktadır. Bebekte kilo alamama, halsizlik (emmeme), kusma, ishal, ateş, isteksizlik veya kabızlık yoksa genelde herhangi bir tetkike gerek yoktur.

Kolik bir hastalık değildir. Bu, bebek gelişiminin ana aşamalarından birisidir.

 

AĞLAMA KRİZİ SIRASINDA NE YAPMALI?

  • Mümkün olduğunca sakin olun, gerilmeyin.
  • Güler yüzle bebekle göz teması kurmaya çalışın.
  • Bebeğinizi bağrınıza basarak karnını ısıtın. Bunu ütü ile ısıtılmış bez ya da ısıtma pedleri ile de yapabilirsiniz.
  • Bulunduğunuz odada sakinleştirici müzikler açın.
  • Bebek emziği kullanın.
  • Rezene ve nane gibi bitki çayları içirmeyi deneyin.
  • Su ve süpürge sesi bazı bebeklerin hoşuna gidebilir, unutmayın.
  • Son seçenek olarak bebekle birlikte ufak bir araba yolculuğuna çıkın.
Daha fazla oku...

Koroner Anjiyografi Nedir?

Vücudumuzdaki organların canlılığını koruyabilmeleri ve görevlerini yapabilmeleri için oksijen ve besin maddelerine gereksinimleri vardır. Gerekli olan oksijen ve besin maddeleri organlara atardamar (arter) yoluyla kan ile taşınır. Kanın atardamarlara pompalanması işini kalbimiz yapar.

Kalbimizin görevini yapabilmesi için beslenmesi gereklidir. Kalbin kendisini besleyen damarlara “koroner damar” (koroner arter) denmektedir. Koroner arterlerde damar sertliği sonucu oluşan daralma veya tıkanma neticesinde kalbimiz yeterince beslenemez ve görevini aksatır. Sonuçta pompa görevi aksadığından kan aracılığıyla organlarımıza ulaşan oksijen ve besin maddeleri azalır ve zamanla çeşitli organlara ait belirtiler ortaya çıkar.

 

RİSKLER NELER?

Koroner arter hastalığının risk faktörleri ise şunlardır:

  • Yaş ve cinsiyet
  • Kişisel veya ailesel öykü
  • Sigara içmek
  • Kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon)
  • Şeker hastalığı
  • Kolesterol yüksekliği
  • Şişmanlık
  • Fiziksel aktivite azlığı

 

KORONER ANJİYOGRAFİ NEDİR?

Koroner anjiyografi bir tanı yöntemi olup bir ameliyat türü değildir. Koroner anjiyografi kalp damarları (koroner arter) içine özel bir ilaç verip, özel bir görüntüleme sistemi kullanılarak görüntülerinin alınması işlemidir. Koroner anjiyografi, anjiyografi cihazı ve eğitimli-deneyimli kardiyoloji uzmanı ile sağlık personelinin bulunduğu gelişmiş laboratuarlarda yapılır. İşlem için hastanın uyutulmasına gerek yoktur, işlem süresince hasta uyanıktır ve konuşabilir.

KORONER ANJİYO NEDEN YAPILMALIDIR?

Koroner arter hastalığının özellikle kalp hastalığı risk faktörlerine sahip kişilerde erken tanı ve tedavisi hayati önem kazanmaktadır. Amaç kişiyi olası kalp krizinin sonuçlarından korumaktır. Bu nedenle EKG, EKO (ekokardiyografi), eforlu EKG (koşu bandı) gibi kardiyolojik tetkikler neticesinde koroner arter hastalığı şüphesi görülen kişilerde tanının kesinleşmesi için koroner anjiyografi denen tanısal işlemin yapılması gereklidir.

HANGİ DURUMLARDA YAPILIR?

  • Risk faktörü olup koroner arter hastalığı düşündüren göğüs ağrısına sahip kişilerde,
  • Kalp krizi geçirenlerde,
  • Daha önceden koroner girişim (balon-stent) veya koroner arter ameliyatı olup göğüs ağrısı tekrarlayanlarda,
  • Koroner arter hastalığı dışında kalp ameliyatı (kalp kapağı) olacak kişilerde,
  • Kalp dışı damar (arter) ameliyatı olacak kişilerde,
  • Hayatı tehdit eden ciddi ritim bozukluğu olanlarda,
  • Girişimsel olmayan testlerde (EKG, ekokardiyografi veya eforlu EKG) anormalliği olan riskli kişilerde koroner anjiyografi ile kalp damarları görüntülenmelidir.

 

KARDİYOLOJİ KLİNİĞİMİZ

Kardiyoloji kliniğimizde, klinik kardiyovasküler hastalıkların ayakta veya yatarak takibi yanında (poliklinik ve servis hizmetleri), girişimci kardiyoloji kliniği (anjiyografi, koroner, periferik damarların girişimsel tedavisi), kalp pili takılması, non-invazif tanı üniteleri (ritim ve tansiyon holteri, ekokardiyografi laboratuarı, efor testi) hastanemizde bulunmaktadır.

 

HASTA OLMAYANLAR DA BİLİNÇLENMELİ

Kliniğimizde kardiyovasküler hastalığı olan tüm hastalarımız tetkik ve tedavi edilmektedir. Hipertansiyon hastaları, koroner damar hastaları, aritmili hastalar, kalp yetersizliği hastaları, kalp kapak hastalıkları, erişkin yaşta doğumsal kalp hastaları modern imkanlarımız ile tetkik ve tedavi edilmektedir.

Ayrıca, koruyucu ve risk faktörlerine yönelik aydınlatıcı bilgi vermeye yönelik hizmetlerimiz de hekimlerimiz tarafından verilmektedir.

Amacımız, kalp ve damar hastalarının güncel, çağdaş yöntemlerle tanı ve tedavisini sağlamak, bilimsel, çağdaş hastanecilik uygulamaları ile hastalarımıza en iyi hizmeti vermektir. Ayrıca hasta olmayan kişilerin de kalp sağlığı açısından uyarılmasını, eğitilmesini, koruyucu hekimlik prensiplerimiz çerçevesinde gerçekleştirmekteyiz.

Amacımız, kalp ve damar hastalarının güncel, çağdaş yöntemlerle tanı ve tedavisini sağlamak, bilimsel, çağdaş hastanecilik uygulamaları ile hastalarımıza en iyi hizmeti vermektir.

Bölüm Doktorlarımız

Daha fazla oku...

Panik Bozukluğu Ruhsal Bir Rahatsızlıktır

Panik bozukluğu; yaşam boyu görülme sıklığı yüzde 2-4 arasında değişen, en sık olarak geç ergenlik ile 30’lu yaşlar arasındaki dönemde başlayan, ruhsal bir rahatsızlıktır. Kadınlarda, erkeklere göre 2-3 kat fazla görülür.

Panik bozukluğu; “Yineleyen, beklenmedik panik atakları ve her an yeniden panik atağının olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma” ile kendini gösterir. Panik atağı sırasında “kalp krizi geçirip öleceği”, “aklını yitireceği” ya da “felç geçireceği” düşüncesiyle sürekli üzüntü duyma hissi oluşur. Ataklara ya da olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak bazı evden çıkamama, yalnız kalamama, işe konsantre olamama, araç kullanamama gibi davranış değişikliklerinin görülmesinin yanında sürekli ilaç, su ve şifalı bitki taşıma da panik bozukluğuna işarettir.

PANİK ATAĞI NEDİR?

Aniden ortaya çıkan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan, yoğun sıkıntı ya da korkunun yanı sıra, bir takım fiziksel belirtilerin de görüldüğü duruma panik atağı denir. Panik atağı, birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve genellikle 10 dakika içinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar; çoğu zaman 10-30 dakika devam ettikten sonra kendiliğinden geçer.

Belirtilerin tamamının eşlik etmesi şart değildir. Bu belirtilerden 4 tanesinin varlığı panik atak tanısı koydurabilir.

PANİK BOZUKLUĞU NEDEN VE NASIL OLUŞUR?

Panik bozukluğunun oluşmasında iki etken vardır; 1- Beynimizdeki sinir hücrelerinden (nöronlar) salgılanan, duyusal ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen nörotransmitter adı verilen bazı maddelerin düzensiz salgılanması sonucu heyecan, korku, kaygı ve vücudumuzda tuhaf duyumlar şeklinde belirtiler oluşur. 2- Çoğu zaman, herhangi bir durum karşısında, vücudumuzda algıladığımız olağan bir duyumun

(çarpıntı, nefeste daralma, baş dönmesi gibi) yanlış yorumlanması sonucu (kalp krizi geçiriyorum, felç olacağım, aklımı yitiriyorum gibi) ortaya çıkan kaygı ve korku, belirtilerin daha da şiddetlenmesine ve gerçek bir tehlike altında olduğumuz düşüncesinin pekişmesine neden olarak panik atağını ortaya çıkarır.

PANİK BOZUKLUĞUN TEDAVİSİ

Panik atağı ne kadar şiddetli olursa olsun, sağlıklı bir kişide kalp krizi, felç ya da aklını yitirmeye neden olmaz. Panik bozukluğu, tedavi edilebilir ruhsal hastalıklardan biridir. Tedavi yöntemleri; medikal tedavi (ilaç tedavisi) ve psikoterapidir. Çoğu zaman ikisi bir arada kullanıldığında çok daha etkilidir. Bazı durumlarda yalnızca psikoterapi yöntemi uygulanabilir.

Panik bozukluğunda kullanılan ilaçlar, beyinde bozulmuş nörotransmitter dengesinin kurulmasını sağlayarak, hastalığı tedavi ederler. Çoğu zaman bağımlılık yapıcı, günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyici yan etkileri bulunmamaktadır. İlaç tedavisinin en az 1 sene devamı, sonrasında hekim kontrolünde azaltılarak kesilmesi gerekmektedir.

Panik bozukluk tedavisinde bilişsel-davranışçı psikoterapi yöntemi kullanılır. Bu yöntemle hastanın panik atağı belirtileri hakkındaki yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi ve hastanın bu belirtilerle korkmadan baş edebilmesinin öğretilmesi amaçlanır. Davranışçı yöntemlerle de, hastanın korktuğu ve kaçındığı durumlara aşamalı olarak maruz bırakılması sağlanarak korkularını yenmesi sağlanmaya çalışılır.

Daha fazla oku...

Diyabetik Retinopati

Diyabet(şeker hastalığı) olan kişilerde ortaya çıkabilecek olan göz problemidir. Günümüzde en önemli körlük sebeplerinin başında gelir. Retinayı besleyen ince kan damarlarının zarar görmesi ile ortaya çıkar. Damarların zarar görmesi ile birlikte kan sızıntısı da başlar. Bu rahatsızlığın başka bir özelliği de retina yüzeyinde yeni kan damarlarının oluşmasına neden olmasıdır. Oluşan damarlarda da kolayca kanama görülmektedir.

DİYABETİK RETİNOPATİ NEDENLERİ

*Kan şekerinizin yüksek olması veya yüksek tansiyon

*Ayrıca kolesterol seviyeniz yüksekse (kanınızda trigliserit adı verilen yağ asidinin yüksek seviyede olması)  diyabetik retinopati riskini artarır.

DİYABETİK RETİNOPATİ NASIL SAPTANIR

*Retina muayenesi: Gözbebekleri çeşitli damlalar damlatılarak büyütülür. Çeşitli mercekler kullanılarak ayrıntılı retina muayenesi yapılır.

*Optik koherens tomografi (OCT): Makula ödeminin saptanmasında ve takip edilmesinde son yıllarda optik koherens tomografi (OCT) denilen bir cihaz da kullanılmaktadır. Hastaya herhangi bir girişim yapılmadan, kısa bir süre içinde makula bölgesinin gerçeğe yakın kesitleri elde edilir. Bunun için diod laser ışık ışını kullanılır. OCT bize makula ödemi hakkında ayrıntılı bilgi verir.

*Fluoresein anjiografi (FFA): Ayrıntılı retina muayenesinde, gerekli gördüğü takdirde doktorunuz fluorescein anjiografi çekilmesini önerebilir. Kol damarlarından bir boyalı madde enjekte edilerek her iki gözden retina fotoğrafları alınır. Bu sayede gözün retinasının damar yapısı hakkında bilgi edinilir. Buna göre tedavi yönlendirilir.

 

DİYABETİK RETİNOPATİ TEDAVİSİ

Hastalığın hangi tip olduğuna bağlı olarak değişiklik gösterir. Diyabetik makula ödemi laser ile tedavi edilir.  Laser tedavisi diyabetten dolayı körlük riskini %90 oranında önlemektedir. Bununla birlikte, laser tedavisi, zaten kayıp olan görmeyi sıklıkla yerine getiremez. Bu yüzden erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Son yıllarda, özellikle diyabete bağlı gelişen makula ödeminde laser dışında birtakım yeni tedaviler de kullanılmaya başlanmıştır. Anti-VEGF denilen bu yeni ilaçlar, hastalıklı yeni damar oluşumunu önleyerek, ayrıca makula ödemine yol açan damar sızıntılarını önleyerek diyabetik retinopatide belli bir iyileşme sağlamaktadır. Gözün içine enjekte etmek suretiyle verilen bu ilaçlar, laser ile birlikte ya da tek başına kullanılabilmektedir.

Daha fazla oku...

Servikal Disk Hernisi – Boyun Fıtığı

DİSK HERNİSİ NEDİR ?

Bilindiği gibi Omurga; omur  denilen birbirine bağlı kemikler serisinden oluşur. Omurlar birbirine  bir disk ve “faset” eklemleri denilen iki küçük eklemle bağlıdır. Bir omuru diğerine bağlayan sağlam bağlantılı dokulardan oluşan disk, vertebraların arasındaki bir yastık ya da amortisör gibi görev yapar. Disk ve faset eklemleri,hareketlerinize , eğilmenize ,boynunuzu ve sırtınızı döndürebilmenize olanak sağlar.

Disk ,“anulus fıbrosus “ adı verilen sert dış tabakadan ve “nükleus pulposus “ adı verilen jel kıvamında merkez yapıdan oluşur. Yaşlanmayla beraber diskin merkez yapısı su içeriğini kaybetmeye başlayabilir ve diskin fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. Disk merkez tabakasında bozulmalar olabileceği gibi,dış tabakada da zedelenme ve yırtılmalar meydana gelebilir. Bu durumda , diskin merkez yapısı dış tabakadaki  yırtıktan, sinirler ve omuriliğin geçtiği kanala doğru taşmasına neden olabilir. Bu duruma disk hernisi (fıtık ) adı verilir.Bu olay boyunda meydana geldiği zaman servikal disk hernisi (boyun fıtığı ) adı verilir. Servikal disk hernisi sinirlere baskı yapabilir ve omuza, kollara,ellere doğru yansıyan ağrıya,sızlamaya,his kaybına veya kuvvet kaybına yol açabilir. Nadiren servikal disk hernisi omurilik üzerinde baskıya neden olabilir ve bu durumda  bacaklarda problemlere neden olabilir.

 

TANI NASIL KONUR ?

Doktorunuz öncelikle ağrının başlangıç zamanını, karakterini ve yayılma yerlerini sorgulayacaktır. Kollarda kas kuvvetlerini , duyu ve refl eks değişikliklerini değerlendirmek için yapacağı muayene ile disk hernisinin şiddeti ve yeri hakkında fikir sahibi olabilir. Dok

torunuzun tanısı, direkt grafi, bilgisayarlı tomografi(BT)veya manyetik rezonans görüntüleme(MRG) kulllanımı iledoğrulanabilir.

 

HANGİ TEDAVİLER MÜMKÜNDÜR ?

Servikal disk hernileri çoğunlukla cerrahi tedaviye gerek kalmadan düzelebilir. Bu yüzden servikal disk hernisinden kaynaklanan ağrıyı azaltmak için cerrahi dışı seçenekler öncelikle uygulanır.

Doktorunuz kısa periyotlarla dinlenme,boyun hareketlerini kısıtlama,ödemi azaltan antiinfl amatuvar ve ağrıyı kontrol eden analjezık ilaçlar , fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid  enjeksiyonu tedavisi  içeren cerrahi olmayan tedavileri uygulamanızı önerebilir. Cerrahi olmayan tedavilerde amaç, disk hernisi materyalinin yarattığı sinirlerdeki irritasyonu azaltmak, ağrıyı hafifl etmek ve hastalığın fiziksel sonuçlarını iyileştirmektir. Bu , disk hernisi hastalarına uygulanan sıklıkla bir seri tedavi metodundan oluşan organize bakım programı ile başarılı olabilir.

 

CERRAHİ OLMAYAN TEDAVİLER

Servikal disk hernisine bağlı ağrının başlamasından sonra, kısa bir süre (1-2 gün ) fiziksel aktiviteyi azaltmak için dinlenmek faydalı olabilir. Bu kısa süreli dinlenme periyodundan sonra tekrar hareket etmeye başlanması , eklemlerin hareketsizlesşmesini ve kasların güçsüzleşmesini önlemekaçısından önemlidir. Ayrıca doktorunuz bir hemşire ya da fizyoterapist yardımıyla bynunuzu güçlendirici özel egzersizler üzerine eğitime ve antremana başlayabilir.  Bu tip egzersizler evde gerçekleştirilebilir. Kontrollü egzersiz yapabilmek için özel bir program istiyorsanız bir  fizyoterapisti ziyaret edebilirsiniz. Egzersizleri  doktorunuzun veya fizyoterapistin tarif ettiği gibi yapmanız önemlidir.Doktorunuz veya fizyoterapistiniz ayrıca inflamasyonu , ağrınızı ve kas spazmınızı azaltmak için traksiyon , elektrik stimülasyonu, sıcak sargı , soğuk sargı  veya manuel  terapi kullanabilir.

 

İLAÇLAR VE AĞRI YÖNETİMİ

İlaçlar , analjezikler denilen ağrı kescileri içerir. Bazen doktorunuz kas gevşeticiler önerecektir. Çok fazla ısrarlı ağrılarınız varsa doktorunuz kısa bir süre için daha etkili uyuşturucu ilaçlar önerebilir.ilaçların sadece önerilen  dozda kullanılması önemlidir.ilaçların fazla dozda kullanılması daha hızlı iyileşmenize yardımcı olmayacağı gibi, istenmeyen yan etkilere yol açabilir (kabızlık,uykusuzluk,mide kanaması, böbrek sorunları gibi).Daha önce ne tür  tedaviler uygulandığı doktorunuza anlattığınızdan emin olun ve ağrı kesici önerirse size nasıl etki  ettiğini bilmesine izin verin. Ayrıca  uygulanmış olan ilaçların alerjik etkileri olup  olmadığını doktorunuzun fark ettiğine emin olun. Nonsteroidal antiinfl amatuar ilaçlar (NSAIİ) analjeziktir ve disk hernisinin sonuçları  olarak ortaya çıkan  ödem ve infl amasyonu azaltmak için kullanılır. Doktorunuz size infl amatuar  ilaç verdiyse  mide bulantısı ve mide kanaması gibi yan etkilerini takip etmelisiniz. Reçetenin sürekli kullanımının veya uzun süreli ilaç kullanımının herhangi bir problem yaratıp yaratmayacağı  doktorunuz tarafından belirtilmelidir.  Epidural enjeksiyonlar  veya çeşitli blok enjeksiyonları, yoğun kol ağrılarınız varsa önerilebilir. Doktorunuz tarafından, epidural (omurilik zarı dışına ) veya sinir  kökleri çevresine özel bir müdahele  ile kortikosteroid ve lokal anestezik  madden uygulanması sonucu gerçekleştirilir. Başlangıç enjeksiyonundan sonra bir veya iki enjeksiyon  daha ileri bir tarihte yapılabilir. Bu kapsamlı bir rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası  olarak yapılmalıdır.enjeksiyonun amacı  sinir ve diskteki infl amsyonu azaltmaktır. Tetik nokta enjeksiyonları, omurga boyunca ağrılı yumuşak dokulara ve  ksalara direkt uygulanan lokal anestezik madde (bazen kortikosteroidlerle  birlikte ) enjeksiyonlarıdır. Ara sıra ağrı  kontrolü  için kullanılsalar da tetik nokta enjeksiyonları, bir servikal disk hernisinin iyileşmesine yardımcı olmazlar.

 

CERRAHİ TEDAVİLER

Cerrahi tedavi ,ağrısı tıbbi tedavi yöntemleri ile geçmeyen , belirgin omurilik basısı olan hastalar için  gerekli olabilir. Cerrahinin amacı diskin omuriliğe ve sinire  baskı yapan kısmının ortadan kaldırılmasıdır. Bu Mikrodiskektomi denen yöntemle  yapılır. Disk hernisinin yerine bağlı olarak  cerrah, omurgaya ulaşmak için boynun önünde ve arkasında açılan insizyondan ameliyatı yapar. Ameliyatın,boynun ön tarafından (anterior yaklaşım ) veya boynun arka tarafından ( posterior yaklaşım ) gerçekleştirileceğinin  teknik kararı, disk hernisinin tam yeri, cerrahın tecrübesi ve seçeneklerini  içeren bir çok faktörden etkilenir. Her iki yaklaşımda disk materyalinin sinir yapılara baskısı ortadan kaldırılır. Sonuçlar, genellikle iyidir. Ön taraftan yaklaşımda,genellikle omurlar arasından boşaltılan disk materyali yerine, füzyon sağlamak için kemik materyal veya hareketi  koruyucu protezler konulabilir. Bunun nedenleri ve sonuçları konusunda  size doktorunuz  bilgi verecektir.

 

CERRAHİDEN SONRA NELER BEKLENİR

Birçok hasta  kısa  bir dönem içinde (bazen cerrahiden sonraki 24 saatten daha kısa sürede ) evine gidebilir.  Cerrahiden sonra , doktor normal günlük aktivitelerinize  ne zaman devam edebileceğiniz hakında önerilerde bulunacaktır.Mükemmel bir ameliyat sonrasında bile uygulanacak  rehabilitasyon  programları  günlük yaşamdaki aktivitelerinize hzla geri dönebilmeniz için  yardımcı olabilir. Bu amaçla ameliyat sonrası egzersiz programından veya fizik tedaviden yararlanılır. Doktorunuza iyileşmenize yardımcı olacak egzersizler hakkında danışmalısınız.Cerrahi tedavi , servikal disk hernilerinden kaynaklanan radiküler (kola yansıyan sinir kökü ağrısı ) ağrılarını azaltmakta etkilidir. Fakat bazı boyun ağrıları devam edebilir. Çoğu hasta Mikrodiskektomiye iyi yanıt verir. Fakat her cerrahi girişimde olduğu gibi servikal disk hernisine yönelik girişimler  bazı riskler içerir. Bu riskler; kanama, enfeksiyon,sinir ya da omurilik hasarını içerir. Önden yapılan cerrahi yaklaşımda ses kısıklığı, yutma güçlüğü  gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bu tip komplikasyonlar  genellikle  geçicidir. Gelişebilecek en önemli  komplikasyon, büyük damar  veya yemek borusu yaralanmasıdır. Ancak bu tip komplikasyonların görülme oranı  çok düşüktür. Ayrıca ağrının cerrahiden  sonra düzelmemesi  ve belirtilerin tekrarlamas mümkündür. %3-5 civarında hastada disk hernisi  tekrarlayabilir ve sonraki bir zamanda belirtilere neden olabilir.

Daha fazla oku...

Gebelikte İlaç Kullanımı

 

Gebelik kadın hayatında ilaç kullanımını büyük ihtimalle gerektirecek uzun bir süredir. Dokuz ayda her insan ilaç kullanımı gerektirecek en azından bir üst solunum yolu enfeksiyonu veya bir idrar yolu enfeksiyonu geçirebileceği gibi birde gebeliğin provake edebileceği durumlar düşünülürse gebelerin çoğunda ilaç gereksinimi doğmaktadır.Ancak her ilaç alımında anne karnındaki bebeğin bundan nasıl etkileneceği akla gelen ilk sorudur.Kadın doğum hekimleride çok sık bu sorulara muhatap kalmaktadır.Hekim içinde en büyük açmaz gebeler üzerinde araştırma yapmak mümkün olmadığından ilaçların çoğunun prospektüslerinde tam güvenlik garantisi verilmediğinden hastasını ikna ederek. sorumluluk alma zorunluluğu olmasıdır.Deney yapılamadığından hekimlerinde en büyük kaynağı geri dönük vaka bildirimleri ve eski kullanım sonuçlarıdır.
Bilimsel verilere göre annenin aldığı her ilaç az veya çok bebeğin kan dolaşımına geçmektedir.Bu oran ilacın kimyasal molekül yapısı ve vücuddaki dağılım oranlarına göre değişmektedir.Tüm dünyaca kabul gören en önemli kural ilacın anneye getireceği fayda bebeğe verebileceği zarardan daha önemli ise kullanılmasıdır. Hekimleri rahatlatan başka bir bulguda ilaç olarak kullanılan binlerce molekülün yanında bebeğe zararı kesin gösterilmiş ilaç sayısı çok az kalmaktadır.
Çok sık karşılaşılan bir durumda annelerin daha gebe olduğunun farkında olmadan kullandıkları ilaçlardır. Ancak burada bizi rahatlatan ya hep ya hiç kuralı dediğimiz son adet tarihinden itibaren 31 günde alınan maddeler eğer zarar verirse gebeliğin kaybedilip düşük gerçekleşmesidir. Dolayısıyla eğer bebek canlı ve büyüyorsa zarar görmemiş demektir

Hasta ve hekimlere yol göstermek amacıyla ilaçlar bebeğe olası riskleri açısından aşağıdaki şekilde sınıfl anmıştır.
A Kategorisi: Yapılan çalışmalarla risksiz olduğu kanıtlanmış ilaçlar.Bunlar az sayıdadır en önemlileri gebelerde kullandığımız kan yapıcı demir ve vitaminlerdir.
B Kategorisi: Hayvanlarda bazı riskler görülsede bunlar insanlarda ekontrollü çalışmaları olmayan.Gerekli durumlarda bu ilaçları sıklıkla kullanıyoruz.Penisilin gurubu antibitikler ve ağrı kesici parasetemol bunlardandır.
C Kategorisi: Hayvan veya insanlarda yeterli çalışması olmayan veya hayvanlarda birtakım olumsuz bulgular olsada insanlara ait veriler bulunmayan ilaçlar.Bu gruptaki ilaçlarıda anne için gerekli olduğunu düşünüyorsak kullanmaktayız.
D Kategorisi: Bebekte bir takım zararları gösterilmiş olmasına rağmen anne sağlığı için kullanılması gereken ilaçlardır.Bunlara en iyi örnekte annelerde kullanmak zorunda kalınan epilepsi ilaçlarıdır.
X Kategorisi: Bebeklerde ciddi risklerin kesin olduğu hiçbir şekilde kullanılmaması gereken hatta kullanıldı ise gebeliğin sonlandırılabileceği ilaçlardır.Çok kötü tecrübelerin yaşandığı artık üretilmeyen bulantı ilacı talidomid en iyi örnektir.Alkol kullanımıda bu sınıfa sokulmaktadır.
Gebelikte sıklıkla kullanmak zorunda kaldığımız bazı ilaçlar: Ağrı kesiciler: Parasetemol(asetaminofen) gebelerde kullanılabilecek en güvenli bilinen ağrı kesicidir. Aspirin ağrı kesici dozlarda bilinen bazı zararları nedeniyle kullanılmıyor ancak kan sulandırıcı diye tabir edilen düşük dozlarda tekrarlayan düşükleri önlemede gebelik zehirlenmesi denilen preeklampsi hastalığından korunma gibi durumlarda kullanmaktayız.Anti-romatizmal ilaçlar diye bildiğimiz grupta olan Naproksen ve İbuprofen özellikle 34.gebelik haftasından sonra bebeğin kalbiyle ilgili bazı zararları bilinsede bebekte anomali oluşturmadığı düşünülerek gerekli durumlarda kullanılmaktadır.
Antibiotikler: Penisilin ve türevleri güvenli olarak bildiğimiz ve sıklıkla kullandığımız antibiotiklerdir.Eritromisin penisilin allerjisi olanlarda kullanılabilecek güvenli bir ilaçtır.Bu antibiotikler B kategorisine girmektedir.
Bulantı ve allerji ilaçları sıklıkla kullandığımız güvenli olduğu düşünülen ilaçlardır.
Antiasitler yine sıklıkla kullandığımız bebeğe zarar vermediği düşünülen ilaçlardır.
Kalp ve hipertansiyon ilaçları çok geniş bir gruptur kesinlikle kullanılmaması gerekenler olduğu gibi güvenli bildiğimiz ve kullanmak zoruda olduğumuz tiplari vardır.
Diyabet(şeker) hastaları insülini güvenle kullanırken ağızdan alınan ilaçları kullanmamaktayız.
Son olarak söylenmesi gereken kar zarar ilişkisini gözeterek gerekli durumlarda doktorumuzun önerileri ışığında anne sağlığı için ilaç kullanmaktan korkmamalıyız.

Daha fazla oku...

Çocuklarda Boğaz Enfeksiyonu

Kış mevsiminde çocuklarda en fazla görülen boğaz enfeksiyonları nelerdir?

Kış mevsiminde çocuklarda sık görülen boğaz ve üst solunum you enfeksiyonları şunlardır: Nezle, sinüzit, bademcik iltihabı (tonsillit), boğaz iltihabı (farenjit), ses tellerinin iltihabı (larenjit), nefes borusu iltihabı (trakeit), veya bu enfeksiyonların kombinasyonları.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sebepleri nelerdir?

Üst solunum yolu enfeksiyonlarına çok çeşitli virüsler ve bakteriler neden olur. Hasta bir kişi soluma, hapşırma, öksürme gibi faaliyetler ile havaya aerosol yani mikroskopik damlacıklar şeklinde su buharı bırakır. Üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan virüs ve bakteriler bu damlacıklar içerisinde havada saatlerce asılı kalabilirler. Bu damlacıkları soluyan herhangi bir kişi hastalığa yakalanma olasığına sahiptir. Hastanın bu sırada bağışıklık sisteminin zayıflamış olması enfeksiyona yakalanma şansını artırır. Aynı sırada ciddi başka bir enfeksiyon geçiriliyor olması, hava kirliliği, pasif veya aktif sigara içiciliği, ağır yorgunluk, üst solunum yollarında kuruluk, titreme şeklinde ciddi üşüme, kortizon gibi bağışıklık sistemini baskılayıcı tedaviler alınıyor olması gibi faktörler anlık veya sürekli olarak vücudun genel bağışılık sistemini veya üst solunum yollarının lokal savunma mekanizmalarını zayıflatabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları için bir diğer önemli bulaşma yolu da hasta kişilerin mikrop içeren salgıları ile temas etmektir. Hapşıran ve bu sırada ağzını eliyle kapatan bir kişi ile tokalaşma sonrası mikroplar sizin elinize geçecektir. Buradan üst solunum yollarınıza ulaşacak olurlar ise siz de aynı hastalığa yakalanabilirsiniz.

Üst solunum yolu enfeksiyonları kış aylarında niçin daha sık görülür?

Genel olarak sanıldığının aksine soğuk hava üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olmaz. Kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görülmesinin sebebi, günlük yaşantımızın açık havada değil, daha çok ev, iş yeri, okul, toplu taşım araçları gibi kapalı ortamlarda geçmesidir. Ayrıca soğuk nedeniyle bu ortamlar kış aylarında çok daha az havalandırılır. Kapalı, az havalandırılan ortamlarda çok sayıda insanın bir arada bulunması üst solunum yolu enfeksiyonlarının yayılmasını son derece kolaylaştırır.

Üst solunum yolu enfeksiyonları hangi sıklıkta görülür?

Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık görülen enfeksiyonlar arasındadır. Bu konudaki toplumsal çalışmalar genel nüfus içerisinde ortalama her kişi için yılda 2 ile 4 kez arasında üst solunum yolu enfeksiyonu geçirildiği şeklinde rakamlar vermektedir. Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları özellikle kış aylarında çok daha sık görülür. Dolayısı ile yuva veya okula giden bir çocuk için yıl boyunca 8-10 kez hasta olması doğal karşılanmalıdır.

Üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda neden daha sık görülür?

Yenidoğan çocuk annesinden aldığı bir takım bağışıklık verici maddeler nedeniyle üst solunum yolu enfeksiyonlarından bir süre için korunur. Anne sütü ile düzenli bir şekilde beslenen bebekler bir takım farklı bağışıklık verici ve düzenleyici faktörleri anneden almaya devam ederler ve büyük ölçüde enfeksiyonlara karşı korunmuş olurlar. Bu süre içerisinde de çocuğun kendi bağışıklık sistemi gelişerek, çevresinde virüs ve bakterileri tek tek tanımaya ve onlara karşı direnç geliştirmeye başlar. Bu mikroplardan önemli olanlarına karşı çocuk aşılama programları ile suni bir yoldan bağışıklık kazanır. Ancak çevremizde üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olan çok sayıda ve çeşitlikte virüs ve bakteri bulunmaktadır. Bu nedenle çocuklar 2 ile 8 yaş arası dönemde erişkinlere göre daha sık olarak üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanırlar. Bu durum kreş, yuva ve okul gibi çok sayıda çocuğun bir arada bulunduğu ortamlarda bulunan çocuklarda çok daha belirginleşir.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtileri nelerdir?

Nezle: Sulu burun akıntısı, hapşırma, hafif ateş, halsizlik. Bu belirtiler 2-3 gün içerisinde azalarak geçerler. Üst üste gelen nezleler sonrası veya çocukta tıkayıcı geniz eti büyümesi var ise akut bakteriyel sinüzite dönüşebilir.

Sinüzit: Koyu renkli burun akıntısı, geniz akıntısı, balgamlı öksürük, burun tıkanıklığı görülür. Çocuklarda baş ağrısı görülmeyebilir.

Bademcik iltihabı: Yüksek ateş, ağız kokusu, iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü, şişen bademcikler nedeniyle konuşma değişebilir. Boğaza bakıldığında şişmiş, kızarmış ve üzeri beyaz iltihap ile kaplanmış bademcikler görülebilir. Uygun şekilde tedavi edilmez ise bademcik apsesi veya romatizmal ateş hastalıklarına neden olabilir.

Farenjit: Yüksek ateş, ağız kokusu, iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü gibi belirtiler ile bademcik iltihabına benzer ancak iltihaplanan bademcik dokusu değil, boğazı döşeyen zar tabakasıdır.

Larenjit ve trakeit: Ateş, ses kısıklığı, kuru öksürük, nefes alırken ötme sesi, çocuklarda hızla ilerleyerek nefes darlığına sebep olabilir ve tehlikeli olabilir. Bu nedenle erken dönemde hekimin görmesi ve tedaviye başlanması gereklidir.

Tedavi edilmezlerse hangi tip sorunlara yol açarlar?

Boğaz enfeksiyonları Beta mikrobu (A grubu ß-hemolitik streptokok) tarafından gelişmişse ve tedavi edilmezse çocuklarda ve gençlerde romatizmal ateş hastalığına yol açabilir. Romatizmal ateş hastalığı da eklemler, kalp kası ve böbrekleri etkileyerek çok ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. Bunun yanında tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda kalıcı geniz eti büyümesi ve burun tıkanıklığı, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu (otit), orta kulakta sıvı birikmesi (sekretuar otit) gibi kalıcı problemlere yol açabilir.

Çocukları boğaz enfeksiyonlarından korumak için aileler nelere özen göstermeli?

Bir çocuğu üst solunum yolları enfeksiyonlarından tümü ile korumak ancak hava geçirmez bir odaya hapsedip insanlar ile temas etmesini engelleyerek mümkün olabilir. Yukarıda da belirtildiği gibi her çocuğun özellikle yuva ve okula gidiyor ise yıl içerisinde belli bir sayıda hastalık geçirmesi kaçınılmazdır. Bu sayıyı azaltmak alınacak önlemler şunlar olabilir: Yeni doğan bebekler pediatri doktorunuzun önereceği süre boyunca anne sütü ile beslenerek anneden alacağı bağışıklık faktörlerinden mahrum bırakılmamalı, daha ileriki dönemlerde uygun şekilde dengeli beslenmeli ve gene doktorunuzun önereceği vitamin takviyelerini almalıdır. Soğuk günlerde üşümeleri engellenecek şekilde giydirilmeli ancak üşüyecekleri kaygısı ile kapalı ortamlarda havasız bırakılmamalıdır. Özelikle yuva, okul gibi çok sayıda çocuğun bir arada bulunması gerektiği ortamlar soğuk günlerde bile sık sık havalandırılarak, çocukların taşıdıkları hastalıkları damlacık yolu ile biribirlerine bulaştırması önlenebilir. Yuva ve okuldaki toplam çocuk sayısı arttıkça hastalık bulaşması daha kolaylaşmaktadır, bu nedenle az sayıda çocuk barındıran yuva ve okullar hastalık bulaşması açısından avantajlı olabilir. Yine de okul veya yuvaya yeni başlayan bir çocuk için ilk altı boyunca çok sık enfeksiyon geçirmesi normal karşılanmalıdır.

Her fırsatta sabun ile el yıkama alışkanlığının kazanılması da temas yolu ile geçen enfeksiyonları azaltmadaki en önemli etkendir. Bu alışkanlığın çocuklara kazandırılması kadar çocuk ile ilgilenen kişilerin de dikkat etmesi gerekmektedir.

İleri derecede geniz eti büyümesi olan çocuklarda burun tıkanıklığı geliştiği için kolayca atlatılacak basit bir nezle, uzun sürmekte ve bakteriyel sinüzite dönmekte ve tedavisi güçleşmektedir. Bu çocuklarda tıkayıcı geniz etinin alınması çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonlarını kolayca geçirmesini sağlamaktadır.

Daha fazla oku...

Check-Up Terimleri

Akciğer Grafisi Bronşit, bronşiolit v.b. gibi akciğer hastalıkları, zatürre, verem, akciğer tümörü ve yara gibi durumların teşhisine yardımcı görüntüleme yöntemidir. Kalp ve solunum sisteminin ön değerlendirmesinde kullanılır.

Mamografi ve Meme Ultrasonografisi Memede hastalık, kist ve tümörlerin teşhisinde kullanılan yöntemdir. Meme kanserinin erken tanısında kullanılır.

Tüm Batın Ultrasonu Karaciğer, safra kesesi, safra kanalı, üriner sistem, mesane, yumurtalıklar, böbrekler gibi iç organları görüntüleme ve rahatsızlık durumlarında teşhis için kullanılıyor.

Jinekolojik Ultrason Rahim ve yumurtalıklarda olan düzensizlik, kist ve tümör gibi oluşumları görüntüleme yöntemidir

Tiroid ultrasonu Boynun ön tarafında bulunan tiroid bezinin boyutlarındaki değişimi, nodül vb. oluşumları tetkik etmek amaçlı yöntemdir.

Kemik Yoğunluğu Ölçümü (Femur)/ Kemik Yoğunluğu Ölçümü (Lomber) Kemik mineral yoğunluğunun ölçümü ve kemik erimesini belirlemek için kullanılan tanısal görüntüleme tetkikidir. Kemik dokusunun dayanıklılığı minerallerin (Ca,P) miktarı ile orantılıdır. Kemik yoğunluğu (dansitesi) ölçüm yöntemlerindeki amaç kemiğin bu mineral kısmının miktarsal oranını belirlemektir. Kemikteki mineral kaybı ne kadar fazla ise yoğunluk o kadar düşük ölçülür. Bu durumda kemik mineral yoğunluğu azalmış yani kemik erimesi (osteoporoz) meydana gelmiş şeklinde yorumlanır. Özellikle menopoz sonrası kadınlarda ortaya çıkabilecek kemik erimesinin erken tanısında kullanılır.

Lumbo Sakral Vertebralar (İki Yönlü) Bel omurlarının ön-arka ve yandan çekilen 2 yönlü filmidir. Osteoporoz hastalarında belde çökme kırığı olabilmektedir. Bunun değerlendirilmesinde kullanılır. Kemik erimesi olan hastalarda belde çökme olabilmektedir, diğerlerinde ise kronik bel ağrısı olan hastaların değerlendirilmesinde kullanılır.

BT, Koroner Anjiyo Koroner arterlerin saniyeler içinde görüntülenmesini sağlayan tetkikidir. Koroner arter hastalığın riskini belirler ve tıkanıklıkların görüntülemesini sağlar. Aterosklerozun kalp damarlarındaki hasarı değerlendirmek için kullanılan bir görüntüleme tetkikidir.

Düşük Doz Toraks, BT Normal BT’ ye göre çok daha az radyasyon dozu ile akciğerin görüntülenmesini sağlar. Akciğer kanser riski olan hastalarda önerilir ve akciğerin daha detaylı görüntülemesini sağlar.

Panoramik Diş Filmi Çenelerin ve tüm dişlerin tek bir filmde görüntülenmesini sağlayan tetkiktir.

Karotis RDUS (iki taraflı) Beyine giden ana damarların görüntülenmesidir. Eğer kan damarında daralma veya tıkanıklık varsa ileride felç riskini önlemek için uygulanan tetkikidir.

EKG Elektrokardiyografi diye adlandırılan bu yöntem ile kalp kası ve sinir iletileri incelenir ve ayrıca ritim bozuklukları ve kalp krizi gibi durumlar teşhis ediliyor.

Efor Testi ve EKG Kalp ritim düzensizliklerinin ve koroner damar yetersizliğinin ön tanısında kullanılan yöntemlerdir.

Ekokardiyografi (EKO) Kalp kası ve kapakçıklarının değerlendirilmesinde kullanılır.

CEA Tarsinoembriyonik antijen olarak adlandırılan, bağırsak, prostat, karaciğer, akciğer, mide, meme ve over (yumurtalık) gibi kanser türleri için genel tarama testidir.

CA 125 (kanser antijen 125 ) Özellikle yumurta ve over (yumurtalık) kanserlerinin tespitinde kullanılan bir antijendir.

PSA (Prostat Spesifik Antijeni) Erkeklerdeki prostat bezindeki iltihap ve ya kanser tespiti için kullanılan bir tetkikidir.

ASO Daha önceden geçirilmiş bir streptokok bakterisinden oluşan enfeksiyonu gösteren testtir. Sonucunun yüksek çıkması romatizmal hastalıklara yatkınlığı gösterebilir.

CRP (C-reaktif protein) Vücutta düşük seviyede bulunan, tanıdan daha çok, klinik şüpheleri desteklemek amacıyla kullanılan bir proteindir. Yüksek olması durumunda, vücutta bir enfeksiyon yada inflamatuvar bir hastalık olduğunu söylemek mümkündür.

RF (Romatoid Faktör) Genellikle eklemleri etkileyen ve enflamatuar bir hastalık olan romatoid artriti tanı amacıyla kullanılır.

ELİSA HIV (insan bağışıklık yetmezlik virüsü): AIDS hastalığıyla karakterize bir virüstür. Bu virüs vücuda girdiği andan itibaren yaklaşık 3 ay içerisinde, vücudun savunma mekanizması bu virüsle savaşmak için özel antikorlar üretir. Bu antikorları ve antikor oluşumuna sebep olan antijeni tespit etmek için ELİSA testi kullanılır.

Anti-HIV 1+2 HIV P24 antijenini tespit amaçlı kullanılan, AIDS virüsün vücuda alımından yaklaşık 2 hafta sonra, erken tanı için kullanılan bir testtir.

Hepatit Bs Antijeni (HBsAg) Vücutta bulunan Hepatit B antijenini tespit amacıyla, Hepatit B hastalığının tanısında kullanılan testtir.

Hepatit Bs Antikoru (Anti-HBs) Hepatit B virüsünün yüzey antijenine karşı, vücut tarafından üretilen protein yapılı antikoru tespit amaçlı uygulanan testtir. Bu test Hepatit B ye karşı bağışıklık kazanıldığını tespit etmek için kullanılır ve aşılanma ihtiyacını belirler.

Tam Kan Tahlili, Hemogram Kan sayımı sonuçları, hematolojik ve diğer birçok sistemle alakalı tespit imkanı sağlar. Eritrositlerle (kırmızı kan hücresi) ilgili olarak genellikle Hgb(hemoglobin), Hct(hematokrit), MCV, MCH, MCHC testleri yapılır. Anemi durumlarında ise Hgb ve Hct düşük değerlerde seyrederken, MCV, MCH, MCHC tarama amaçlı kullanılmaz. Kansızlık ile ilgili ve kansızlığa sebep olabilecek kronik hastalıklar ile ilgili ön bilgi verir. Diğer kan hücreleri ise enfeksiyon, inflamatuvar ve kan hastalıklarının tespitinde kullanılır.

Total lipid Kanda bulunan tüm yağların toplamıdır. Yapısında yaygın olarak kolesterol ve trigliserid bulunur.

Kolesterol Total Kandaki iyi (HDL) ve kötü (LDL) kolesterolün toplamıdır.

HDL (iyi huylu kolesterol) Karaciğer ve bağırsaklarda üretilen bir lipoproteindir, Vücutta yüksek miktarda bulunması, damar sertliği ve ateroskleroz gibi hastalıklara karşı koruma sağlar. Egzersizle değerleri yükseltilebilir.

LDL (kötü huylu kolesterol) Karaciğerde üretilen, düşük yoğunluklu, kan yoluyla kolesterolü taşıyan lipoproteinlerdir. Yüksek olması durumunda, damar tıkanıklığı, damar sertliği ve kalp rahatsızlıkları riski artar.

VLDL kolesterol Kötü huylu kolesteroller gurubuna dahildir. Bağırsaktaki yağların depolanmasına yardım eder. Ayrıca kan damarlarında ki LDL reseptörlerine bağlanarak, damar sertliği ve damar tıkanması gibi rahatsızlıklara meydan hazırlar.

Trigliserid Kandaki gliserol ve 3 yağ asidinin birleşmesinden oluşan bir yapıdır. Kanda, kolesterol ile beraber yüksek miktarda bulunduğu takdirde, damar tıkanıklığı, kalp ve pankreas hastalıklarına ortam hazırlar. Bu yüzden kolesterol değerleri ile beraber kontrol edilir.

Kan şekeri testi Vücuttaki glukoz miktarının, şeker hastalığı tanısı ve vücuttaki karbonhidrat metabolizmasının analiz edilmesi için uygulanan testtir.

Üre Testi Böbreklerdeki işlev bozukluklarından dolayı düzeyi artan bir proteindir. Karaciğerde üretilen üre; böbrek işlev bozukluğu, karaciğer yetmezliği tanısı amaçlı kullanılabilir.

Ürik Asit Gut hastalığının tanı ve izlenmesinde ve kalp hastalıkları açısından risk faktörünün belirlenmesinde kullanılır.

Kalsiyum testi Kemik ve kalp damar sistemi için destekleyici olan kalsiyumun kandaki değerlerinin analiz edilmesidir. Eksikliği kemik hastalıklarına ve kalp ritimlerinde bozulmalara neden olur.

Demir testi Vücuttaki demir seviyesinin kontrolü haricinde, Anemilerin detaylı tanılanmasına yardımcı olur.

Demir bağlama Demirle birlikte ileri tetkik için değerlendirilen testtir. Demir eksikliğinden kaynaklanan anemilerde (kansızlıkta) demirin taşınma potansiyeli ile ilgili bilgi verir.

Sodyum Hücre dışında bulunan sıvının en önemli elektrolittir. Vücutta osmotik basınç, asit baz dengesi, sıvı elektrolit dengesi değerlendirilmesinde etkin rol oynar.

Potasyum Hücre içinde en çok bulunan elektrolittir. Sodyumla beraber sinir ve kas sisteminin fonksiyonlarında önemli rol oynar. Kalp hastalıkları, asit-baz dengesi, ve tansiyon hastalıklarının erken tanısında önem taşır.

Klorür Hücre dışında en çok bulunan elektrolittir. Vücuda alınan klorürün büyük bir bölümü bağırsaklarda emilir ve idrarla atılır. Genellikle asit-baz ve elektrolit dengesi ve su metabolizmasının analizinde kullanılır.

Elektrolitler (sodyum, potasyum, klorür) Hücrelerde bulunan elektrolitlerdir. Vücutta osmotik basınç, asit baz dengesi, sıvı elektrolit dengesi ve su metabolizmasının analizinde kullanılır.

Albumin Kan plazmasında bulunan en yaygın proteindir. Karaciğer fonksiyonlarının bozulması, travma, yanık gibi durumlarda vücuttaki yoğunluğu düşerken, hücre plazmasındaki su yoğunluğunun azalmasıyla beraber, vücuttaki yoğunluğu artar.

Tam idrar analizi İdrarda bulunan, kum, protein, albümin, ürobilinojen, ürobulin, nitrit ve keton, iltihap gibi durumları tespit eder. Böbrek ve idrar yolları hastalıklarında teşhis için kullanılan önemli bir analizdir.

SGOT-AST İlk olarak kalp ve kas hücrelerinde, sonrasında ise böbrek, karaciğer, beyin, pankreas, dalak ve akciğerde oluşan doku hasarlarını 12 saat içerisinde belirleyen testtir.

SGPT-ALT İlk olarak karaciğer ve böbrek hücresinde bulunur, sonrasında kalp sistemi ve iskelet kaslarında bulunur. Akciğer, pankreas ve dalakta en az seviyede bulunur. Genellikle hepatit ve siroz gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların etkilerini gözlemleme ve karaciğer hastalıklarının tanısında kullanılır. Bunun yanı sıra, karaciğer hücresi ölümü, kalp yetmezlikleri, şoklar, travmalar, karaciğer tümörleri, kalp krizi, gebelik zehirlenmesi gibi durumlarda seviyesi artıyor.

Gama Glutamil Transferaz (GGT) Pankreas, karaciğer ve böbreklerde bulunan bir enzimdir. En sık böbrekte bulunmasına rağmen, genellikle karaciğer hastalıklarının tanısında kullanılır. Ayrıca kolon ve göğüs kanserlerinin tanısında yol gösteriyor.

Hemoglobin A1c 3-4 aylık bir süredeki ortalama kan şekeri düzeyi hakkında bilgi verir.

TSH Tiroit hastalıklarının ve kalp hastalıkları açısından risk faktörünün belirlenmesinde kullanılır.

LPa Kalp damar hastalıkları yönünden riskin belirlenmesinde yardımcı olur.

Homosistein Damar hastalıkları, özellikle kalp damar tıkanması ve ven trombozu riskinin tayini için kullanılır.

Helikobakter pilori Mide ve bağırsakta çeşitli bölgelerde bulunan bir bakteridir. Asitle beraber bulunduğu bölgede kronik bir iltihaplanmaya neden olur ve bu iltihaplanma sonucunda, dokuda deformasyon ve ülser oluşuyor.

CA 19-9 Pankreas, kolon, kolanjiokarsinom gibi sindirim(mide ve bağırsak) sistem kanserlerinde ve adenokarsinomlarda seviyesi artan bir antijendir. Kanser markerları olarak bilinir yükseldiğinde ileri tetkik gerektiriyor.

Gaitada Gizli Kan testi Erken dönem kolon kanseri, mide kanaması ya da iç kanama gibi durumları teşhis etmek için kullanılan yöntemdir.

Total IgE Vücudun çeşitli alerjenlere karşı, soluma, temas, ve alımla ilgili bağışıklık sisteminin tepkisini gösteren yöntemdir.

Beta-Crosslaps (Beta-CTx) Kemik yıkımı belirtecidir. Yükselmiş düzeyi, artmış kemik yıkımı ile beraberdir. Osteoporoz ve tedavisinin değerlendirilmesinde kullanılır. Örnek, sabah aç olarak alınmalıdır.

Eritrosit Sedimantasyon Hızı(ESR) Sedimantasyon oranı veya eritrosit sedimantasyon hızı (ESR), vücudunuzda meydana gelebilecek iltihaba bağlı aktiviteleri ortaya çıkartmakta kullanılan bir kan testidir. Sedimantasyon oranı testi tek başına bir tanı aracı değildir, ama test sonucu doktorunuzun vücudunuzda oluşan iltihaba bağlı bir rahatsızlığı açıklığa kavuşturmasına ya da tanı koymasına yardımcı olabilir. Genellikle; maligniteler, enflamatuar hastalıklar, romatizmal hastalıklar, akut ve kronik enfeksiyon hastalıkları gibi rahatsızlıklarda başvurulan testtir.

Estradiol (E2) E2 hormonu yani östrojen oranı, kan ya da idrarda bulunmakta olan östrojen hormonların seviyesini belirleyen bir değer olarak bilinir. Östrojen seviyesinin azalmasıyla kemik kaybı hızlanır ve menopozal dönemde gözlenen osteoporoz ortaya çıkar.

Folikül Stimülan Hormon (FSH) FSH hormonu Hipofizden salgılanan bir hormondur. Erkekte ve dişide benzer bir protein yapısı taşır. Lütein yapıcı hormonla (LH) beraber yumurtalığın ve erbezlerinin işlevlerine katkıda bulunur. Kadınlarda yumurtalık folikülerinin olgunlaşmasını, erkekte spermalozoonların üretimini ve olgunlaşmasını yapar. FSH (folikül uyarıcı hormon) beyinden salgılanan ve yumurta gelişiminde önemli rolü olan bir hormondur. Bu test çocuk sahibi olma sorunlarınız, cinsiyet organı yetersizliği ve hipofiz tümörü düşündüren bulgularınız varsa hipofiz fonksiyonu değerlendirmek için uygulanan bir testtir. Özellikle kadınların menopoz dönemine girip girmediklerini ayırt edecek testlerden biridir.

Parathormon (PTH), İntakt Parathormon kemik metabolizmasının düzenlenmesinde ve kan kalsiyum düzeyinin ayarlanmasında önemli rol oynar. PTH düzeylerinin yüksek veya düşük olması kemikler ile ilişkili problemlere sebep olur.

Co-test Rahim ağzı kanseri için yapılan smear testi ve HPV testlerinin aynı anda yapılmasıdır.

Çinko Vücudumuzdaki hormonlar ve enzimler için önemli bir mineraldir. Bağışıklık sisteminde önemli rol oynar.

Vitamin B12 Kırmızı kan hücre üretimi ve merkezi sinir sisteminin korunmasını sağlayan bir vitamindir. Kansızlık ve sinir hasarlarının tespitinde yardımcı olur.

Ferritin Vücuda demir depolamakla görevli bir proteindir. Kansızlığın nedenlerini araştırmasında kullanılır.

Folik Asit Hücre büyüme ve yenilenmesi için DNA ve alyuvar oluşumu için önemli bir B grubu vitaminidir. Özellikle hamilelik döneminde önemlidir.

Vitamin D Kalsiyum ve fosfor metabolizması ve kemik mineralizasyonuna etkili bir hormondur.

Kreatinin Böbrek fonksiyonunu ve böbrek hastalıklarının tanısında kullanılır.

Kalsiyum/Kreatinin Oranı, Spot İdrar İdrarda kalsiyum atılımını gösterir.

CA 15-3 Meme kanseri riskini gösterir.

CA 72-4 Mide, Bağırsak ve kadın üreme organları, meme kanseri riskini gösterir.

Magnezyum testi Kas ağrıları ve kramp nedeni ile önemli bir elektrolit olup eksikliği tüm vücudu etkiler.

Fosfor Testi Kalsiyum gibi fosforda önemli bir elementtir. Paratiroid bezi bozuklukları, böbrek ve kemik hastalıkları hakkında ipucu vermektedir.

Mikroalbümin, Spot İdrar Özellikle hipertansiyon ve diyabetin yaptığı böbrek bozukluğunun ilk ve en önemli göstergesidir.

Folat Kan hücre yapımında önemli olup pek ok organ işleyişinde anahtar noktadadır.

Laktat Dehidrogenaz Vücuttaki aşırı ve düzensiz hücre yıkımını gösterir.

Alkalen Fosfataz Karaciğer ve safra kesesi fonksiyonu hakkında bilgi verir.

Testosteron Erkekler hormonu olup seviye takipleri cinsel yaşam açısından önemlidir.

Vajinal Smear (PAP Smear) ve Kültür Rahim ağzı kanserleri ve iltihaplarında erken tanı için uygulanan yöntemlerdir. 18 yaş üstü her kadının düzenli yaptırması gereken bir testtir.

Odyo+Timpanometri İşitme kaybı ve kulak ile ilgili bilgi verir.

Solunum Fonksiyon Testleri Akciğer kapasitesi ve fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılır. KOAH ve astım hastalıkların tanısı ve şiddetini değerlendirmek için kullanılır.

Sigmoidoskopi veya Kolonoskopi Kalın bağırsak kanserlerinde erken tanı için uygulanan yöntemlerden biridir.

MMSE (kognitif değerlendirme) Unutkanlık ve aşırı unutkanlık için belirleyicidir.

GYA ve GGYA değerlendirilmesi (Günlük Yaşam Aktivitesi, Grutrümantal Günlük Yaşam Aktivitesi) Kişinin günlük ve enstrümental aktivitelerini belirler. Ve ileri yaşlar için takibi gereklidir.

Geriatrik Depresyon Skalası Yaşlanma ile oluşan pek çok hastalığı tetikler ve taraması diğer hastalıkların sebebini anlamak için çok önemlidir.

Check Up Muayenesi Konusundaki uzmanlar tarafından detaylı muayene, bulguların değerlendirilmesi, sonuçların aktarılması ve ek işlemlerin planlanması ile ilgili uygulamalar gerçekleştiriliyor. Üroloji, diş, kardiyoloji, jinekoloji, pediyatri gibi bölümlerin uzmanları tarafından yapılan kontroller, check up panellerine bağlı olarak farklılıklar gösterebiliyor.

Laboratuvar sonuçlarının değerlendirilmesi Biyokimya hekimi tarafından laboratuvar sonuçlarının uygun bir dille anlatımı ve önerileri varsa anormal durumlar, ilgili branş hekimine iletiliyor. Değerlendirilen tüm sonuçlar check up hekimi tarafından check up misafirlerine aktarılıyor

Daha fazla oku...

Check-Up Sık Sorulan Sorular

Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça Sorulan Sorular

Check up yaptırmak ne kadar zaman alır?
Panel içeriğinize göre farklılık gösterebiliyor. Randevu alırken bilgi isteyiniz.

Ne kadar sıklıkla check up yaptırmalıyım?
Her bireyin yılda 1 kez check up yaptırması gerekiyor, bu sayede sağlık takibi daha detaylı yapılabiliyor ve oluşabilecek hastalıkların önüne geçilebiliyor.

Check up sonrasında oluşan bir sağlık sorunum olursa, gerekli yönlendirmeleri yapıyor musunuz?
Gerekli yönlendirmeler, ek tetkikler ve tedaviler, konsültasyonu yapan doktor tarafından yapılıyor.

Sonuçların güvenilirliği ne kadardır?
Cihazlarımız güncel teknoloji ile donatılmış olup gerekli bakımları ve kalibrasyonları sistematik olarak yapılıyor. Şüpheli bir durum oluşursa, test tekrar ediliyor.

Sonuçlar kimler tarafından değerlendiriliyor?
Sonuçlar, alanlarında uzman hekimler tarafından değerlendiriliyor.

Sonuç değerlendirmesi için ayrıca bir ücret ödemeli miyim?
Sonuçlarınızın değerlendirilmesi için, herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor.

Hangi bölümlerde uzman doktorlarınız var?
Tüm check up hekimlerimiz ve diğer branş hekimleri alanında uzmandır.

Sonuçlar ne kadar zamanda hazır olur?
Sonuçlarınız check up panel içeriğindeki tetkiklerinize bağlı olarak aynı gün içerisinde ve/veya takip eden günlerde hazır oluyor.

Sonuçlarıma nasıl ulaşabilirim?
Check Up sonuçlarınıza Etimed Hastanesi sonuç görüntüleme sayfası üzerinden rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Adet döneminde olmamın, Check Up sonuçlarıma etkisi var mıdır?
Bazı hormon testleri özellikle adet dönemi başında, bazıları adet dönemi ortasında gerçekleştirilebilmektedir. Hormon testleriniz, mamografi ve meme ultrasonunuz için seçilebilen dönemler olabilir. Adet döneminiz için check up hekiminizi bilgilendirmeniz önerilir.

Hamilelerin Check up yaptırması uygun mudur?
Hamile kadınlar, akciğer grafisi ve radyolojik tetkikler gibi radyasyon içeren tetkikler haricindeki içeriklerden faydalanabiliyor.

Check up hizmeti, tüm birimlerinizde mevcut mu?
Check up hizmeti, tüm hastane ve tıp merkezlerimizde mevcut.

Kişinin taleplerine göre, farklı check up içerikleri düzenlenebilir mi?
Check up panelleri tıbbi direktörlük onaylı hazırlanmış panellerdir. Bu nedenle içeriklerinde değişiklik yapılamıyor. Bununla beraber size özel check up panelleri oluşturulması için check up yetkiliniz ile görüşebilirsiniz.

Belirlenmiş Check up panelleri dışında, check up yaptırılabilir mi?
Sağlık ihtiyacına bağlı olarak, check up hekiminiz ile birlikte size özel check up paneli oluşturulabiliyor.

Check up yaptırmadan önce, herhangi bir hazırlık yapmak gerekir mi?
Hazırlık ile ilgili gerekli bilgilendirmeyi Checkup Hazırlık başlığı altından veya (312) 293 06 06 Alo Etimed çağrı merkezimizi arayarak ulaşabilirsiniz.

Check up işlemleri esnasında, hastane içerisindeki organizasyon nasıl olacak?
Check up misafirleri için hastanemizde ücretsiz otopark ve vale hizmeti mevcut. Check up birimlerinde check up hemşiremiz tarafından gün içerisindeki programınıza uygun süreçler ile ilgili sözel olarak ve broşürler ile bilgilendiriliyorsunuz.

Daha fazla oku...