Sağlık Rehberi

Burun Eti ve Tedavisi

NAZAL KONKA :BURUN ETİ

Halk arasında burun tıkanıklığı yapan septum deviasyonu, nazal polip, konka hipertrofileri, geniz eti gibi bir çok duruma burun eti tabiri kullanılmaktadır. Ancak esas bahsedilen  her iki burun kavitesi içerisinde anatomik olarak var olan üç adet burun eti  (konka) lar ve bunlara ilişkin patolojilerdir. Konkalar solunan havanın havanın ısıtılıp nemlendirilmesini sağlayarak solunum fonksiyonu düzenlenmesinde  çok önemli rolleri olan yapılardır.

Her iki burun deliğinde üst, orta ve alt olmak üç adet konka vardır. Konkalar kemik ve onu örten yumuşak dokudan oluşmaktadır. Konkalara  ilişkin sorunlar çoğunlukla kemik veya yumuşak dokulardan kaynaklanmaktadır.

KONKA PATOLOJİLERİ

Klinik olarak en sık karşılaşılan problem burun tıkanıklığına neden olan alt konka hipertrofisi (büyüme) dir. Bu büyüme çoğunlukla konkanın yumuşak doku kısmından kaynaklanmaktadır. Nadirende konkanın kemik kısmı kalın olabilir.  Alt konkalardaki büyüme enfeksiyöz, allerjik, bazı ilaçların kullanımı, gebelik, gibi durumlara bağlı gelişebilir. Burun orta hat kıkırdağı (nazal septum ) eğriliği durumlarında eğriliğin olduğu tarafın karşısında burun pasajında  alt konka büyümeleri gözlenebilmektedir.

 

Orta konka ile ilgili olarak en sık karşılaşılan anormallik “konka bülloza” adı verilen konkanın kemik yapısının içinde hava olması durumudur. Orta konkanın değişik derecelerdeki pnömatizasyonu olarak tanımlanan konka bülloza genellikle semptom oluşturmamakla birlikte, orta konka bülloza pnömatizasyonun büyüklüğüne göre, nazal septumla olan ilişkisine ve yüzdeki maksiller sinüslerin drenajını etkilemesine göre semptomatik olabilirler. Burun tıkanıklığı, sinüzit, postnazal akıntı, baş ağrısı, koku almada bozukluk  gibi semptomlara neden olabilir. Orta konkanın büllöz olması dışında bazı anatomik varyasyonlarıda (bifid, paradoks orta konka gibi) nadiren klinik semptomların gelişmesine neden olabilir.

Üst konka patolojileri ise çok nadirdir.

Konka patolojileri çoğunlukla ışık altında burun muayenesi veya endoskopik burun muayenesi ile  tanı konulabilinmektedir. Tomografi ile hem konkaların durumu hemde sinüslerin durumu net olarak ortaya konulabilinir.

TEDAVİ

Alt konka hipertrofilerinde medikal tedaviler birinci sırada yer almaktadır. Öncelikle varsa enfeksiyon  tedavi edilmelidir. Özellikle allerjik kaynaklı olduğu düşünülen alt  konka büyümelerinde kortizon içeren spreyler kullanılmaktadır. Medikal tedaviye yanıt alınamayan olgularda cerrahi müdahale planlanmalıdır.  Mukozanın çıkarıldığı cerrahi prosedürler  tercih edilmemektedir. Mukozanın korunduğu submukozal rezeksiyon  uygulamaları daha doğru yaklaşımlardır. Günümüzde radyo frekans yöntemi ile  mukoza altı dokuların ısıtılılarak fibrosiz oluşturup büzüşmesi sağlanarak konka küçültme işlemi efektif ve pratik bir yöntem olarak sıklıkla uygulanmaktadır. Eğer konka kemik kısmında büyüme varsa mukoza korunarak  sadece kemik kısım çıkarılmaktadır.

Orta konka büyümelerinde ancak semptomatik problemler oluşturuyorsa cerrahi müdahale uygulanır.  Eğer hastada burun tıkanıklığı veya sinüzit gibi herhangi bir şikayete neden olmamış ise  müdahale yapılması önerilmez. Endoskop eşliğinde hem orta konkaya hemde sinüs problemlerine aynı anda müdahale etmek mümkündür. Konka büllozanın tedavisinde cerrahi olarak bir kısmının çıkarılması işlemi uygulanır.

Daha fazla oku...

Obsesif Kompulsif Bozukluk – Takıntı Hastalığı

Takıntılar ya da tıbbi literatürde daha yaygın kullanım şekliyle obsesyonlar, kişiyi rahatsız eden, tekrarlayıcı ve zorlayıcı düşünceler, duygu veya dürtülerdir. Kişi çoğunlukla obsesyonunun mantıksız olduğunun farkındadır ancak yine de bu düşünceleri zihninden atmakta zorlanır. Çoğunlukla takıntılara kompülsiyon (zorlantı) dediğimiz bazı davranışlar eşlik eder. Kompülsiyonlar, kişinin takıntısından kaynaklanan sıkıntıyı gidermek için  yaptığı veya yapmak zorunda hissettiği tekrarlayan davranışlar veya düşüncelerdir. Bu nedenle hastalık psikiyatride obsesif-kompülsif bozukluk olarak tanınır.

 

En çok rastlanan obsesyon bulaşma (herhangi bir hastalık veya tiksinilen bir nesneye dokunma vb) ve buna mukabil ortaya çıkan temizlenme kompülsiyonudur. Aşırı el yıkama bazen derinin tamamen tahrip olmasına dahi yol açabilir; kişi günün büyük bir kısmını yıkanarak veya bulaşma korkusuyla dışarı çıkmayıp kendini izole ederek evde geçirebilir. Sıklıkla rastlanılan bir diğer takıntı şüphedir (ocak açık mı?, kapı kilitli mi?, her şey yerli yerinde mi? hata yaptım mı?). Bu şüpheler ise kontrol  kompülsiyonuyla beraberdir. Örneğin kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek için defalarca eve geri dönülebilir, ışığın açık kalıp kalmadığını kontrol için defalarca yataktan kalkılabilir veya verilen bir işi hatasız yapıp yapmadığından emin olmak adına aynı yazı yüzlerce kez kontrol edilebilir, bazı sözlerin söylendiğinden emin olana kadar defalarca tekrar edilebilir. Bunların dışında birçok obsesyon olabilir, örneğin cinsel, dini takıntılar (günahkar mıyım, değil miyim?), kötülük veya kötü bir şey yapacağından korkma takıntısı, kontrolü kaybedebileceğinden korkma, her şeyin yerli yerinde ve düzgün (simetrik) olması takıntıları da klinikte sık görülen takıntılardandır. Her takıntı hastalık boyutunda değildir. Ancak kişi takıntıları nedeniyle günlük hayatında, işyerinde ve sosyal çevresinde birtakım sorunlar yaşamaya başlıyorsa, bu takıntılar hayatının önemli bir kısmında karşısına zorluk olarak çıkıyor ve önemli zamanını almaya başlıyorsa o zaman  psikiyatrik tedaviyi gerektirir bir durum var denilebilir.

Daha fazla oku...

Baş ve Boyun Kanserleri

Baş ve boyun kanserleri, erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen kanser türleri arasında yer almaktadır. Baş ve boyun kanserlerinin büyük çoğunluğu erken dönemde belirti verirler. Belirtiler erken fark edilip, doktor erken uyarılırsa, doktorun zamanında doğru teşhis koyması kolaylaştırılabilir.

Baş ve boyun kanserleri; ağız boşluğunu; dudaklar, yanakların iç kısmı, diş eti, damak, dil, ağız tabanı, burun delikleri derisi ve burun döşemesini, boğazın en üst kısmında görülen nazofarinks kanserlerini, sinüs olarak adlandırılan ve yüz kemikleri içinde burun çevresinde yer alan hava boşlukları içinde gelişen paranazal sinüs kanserlerini, burnun gerisini boğaza bağlayan alanda orofarinks kanserlerini, boğazın biraz daha alt kesiminde hipofarinks kanserlerini ve onun da altındaki alanda larinks kanserlerini, kulak kepçesi ve dış kulak yolu kanserlerini, bir de tükrük bezleri kanserlerini kapsar.

Sebepleri

Sigara içiciliği, tütün çiğnenmesi, alkolizm ve kötü beslenme baş ve boyun kanserlerinin başlıca nedenleridir. Uzun süreli güneş ışığına maruz kalma dudak kanseri ile ilişkilidir. Nazofarinks kanseri gibi bazı kanserlerin Epstein-Barr Virüsü gibi faktörlerle ilişkisi vardır. Genital bölgede bulunan ve cinsel ilişki ile geçtiği bilinen en yaygın hastalık olan Human Papilloma Virüs (HPV) baş ve boyun bölgesinde bulunan bazı kanserler ile de ilişkilidir. Son çalışmalar ağız kanserlerinin %25’inin, boğaz kanserlerinin ise %35’inin HPV ile bağlantılı olabileceğini bildirmektedir.

Baş ve boyun kanserleri 50 yaş üstünde ve erkeklerde daha sık görülür.

Belirtileri

Baş ve boyunun herhangi bir kesiminde şişlik (genellikle ağrısız ve gittikçe büyüyen tarzda), ağız içinde, dilde veya dudakta iyileşmeyen yaralar, ağızda uyuşukluk hissi, çiğnemede ve yutkunmada güçlük, devam eden ses kısıklığı veya seste değişiklik, nefes alma güçlüğü, devam eden burun tıkanıklığı veya burun kanaması, göz çevresinde şişlik veya çift görme, devam eden kulak ağrıları, kulak çınlaması veya işitme güçlüğü ve boyunda şişlik olabilir.

dudakTanı

İlgili uzman şikayetler doğrultusunda muayenesini yapar.

  • Ağız ve boğaz ayna ile muayene eldilir.
  • Burun ve boğaz endoskopi adı verilen bir aletle muayene edilir.
  • Şüpheli bölgeden patolojik inceleme için parça alınır (lokal veya genel anestezi gerekebilir). Bazen de biyopsi almadan önce radyolojik incelemeler gerekebilir (USG, BT veya MR).

tukruksonTedavi

Baş ve boyun kanserlerinin tedavisi genellikle multidisipliner çalışma gerektirir.

Baş ve boyun kanserleri için ilk seçenek cerrrahi tedavilerdir. Ancak, birçok baş ve boyun kanseri için ışın tedavisi (radyoterapi) de çok etkili bir seçenek oluşturmaktadır. Bugün larinks ve nazofarinks kanserlerinin tedavisinde ışın tedavisinin rolü gün geçtikçe artmaktadır. Kimi zaman tek ana yöntemle (cerrahi, ışın tedavisi veya ilaçla tedavi) ile tedavi yeterli olurken, kimi zaman daha etkili tedavi gerekmekte, bu nedenle bileşik tedaviler yapılabilmektedir.

Her hasta için tedavi protokolü değişebilir. Kanserin evresi, tipi, hastanın yaşı, cinsiyeti, vücut alışkanlığı ve fonksiyon durumu, hastanın sosyoekonomik durumu tedavi planlamada önemlidir.

Buradaki metin genel bir bilgilendirme olup, hastalıklar  değişkenlik gösterebileceğinden kişisel değerlendirme için uzmanımızla görüşünüz.

Daha fazla oku...

Çocuk Beslenmesinde Geleneksel Besinler

Çocuklar için sağlıklı beslenme anne karnında başlar ve büyüme tamamlandığı 20 li yaşlara kadar devam eder. Çocukluk çağı boyunca en hızlı büyüme bebeklik (ilk 2 yaş) ve ergenlik dönemlerinde gerçekleşir. Bu nedenle bebeklik ve ergenlik dönemleri sağlıklı yada optimal beslenme açısından önemlidir.

Ülkemiz geleneksel besinler açısında zengin bir kültüre sahiptir. Sosyal kültürel ekonomik ve fiziksel yararlara sahip olan geleneksel besinler bölgelere göre çeşitlilik gösterir. En bilinen geleneksel besinler: sütten yapılan yoğurt, ayran, kafir, peynir, etten yapılan pastırma, sucuk, kavurma, buğdaydan yapılan bulgur ,dövme, erişte ,tarhana, turşu, kurutulmuş sebze(domates biber patlıcan), pekmez, kurutulmuş meyveler (kayısı üzüm incir elma armut) dir.

 

Yoğurt:

            Kemik gelişimi ve sağlığı için esas olan kalsiyum, B vitaminler ribofilavini, vitamin b12 ve folik asittten zengindir.

Yoğurt yüksek miktarda probiyotik içerir. Bu probiyotikler, bağırsak duvarında bulunan ve besin emilimini sağlayan villusların yapısını koruyarak bağırsak hareketlerini düzenler. Bu sayede kabızlık, ishal, hazımsızlık gibi sıkıntıların da önüne geçer.

Yoğurt bağışıklık sistemini destekleyen, hastalık ve enfeksiyon gibi durumlarla savaşan T hücrelerinin aktivasyonunu artırıyor ve daha güçlü hale getiriyor. Bağırsak sağlığı için önemli dost bakteriler sayesinde de bağışıklığı destekleyerek vücudu enfeksiyona karşı dirençli hale getiriyor.

 

Bulgur:

Bizim kültürümüzde çok önemli bir yere sahiptir.  Buğdayın kaynatılması ile elde edilir. Kaynatma sırasında suya geçen tüm besin öğeleri emildiği için başta tiamin olmak üzere B12 dışındaki B vitaminleri ve bir çok mineralden zengindir.

Bulgurun uzun süre tokluk vermesi, kana yavaş bir şekilde karışıyor olması hem kan şekerinin ani iniş çıkışlarını engeller hem de kilo kontrolüne yardım eder.

 

Tarhana:

Tarhana buğday unu veya  kepeksiz buğday yarmasına yoğurt, maya, domates, biber ve soğan gibi çeşitli sebzelerle nane, dereotu  gibi çeşitli aromalı otlar ve tuz eklenip yoğrularak elde edilen hamurun 1-5 gün süreyle fermantasyona bırakılması ve ardından kurutulmasıyla elde edilen sağlıklı, sindirimi kolay, beslenme değeri yüksek ve geleneksel bir fermente Türk gıdasıdır. Tarhana, üretiminin kolaylığı yanında ucuz, dayanıklı ve besleyici olması nedeniyle ülkemizde yaygın olarak tüketilmektedir.

Diğer bazı ülkelerde de ülkemizde üretilen tarhanaya benzer ürünler üretilmektedir. Örneğin; Yunanistan’da trahana, Mısır, Suriye, Lübnan ve Ürdün’de yapılan kishk, Irak’ta kushuk, Macaristan ve Finlandiya’da tahonya/talkuna tarhanaya benzer ürünler arasındadır

Tarhana yapımı hemen her bölgede temelde aynı olmakla birlikte gelenek, görenek ve beslenme alışkanlıklarına göre farklı bileşimlerde tarhanalar üretilebilmektedir. Yapımındaki farklılıklara rağmen iki ana hammaddesi tahıllar ve yoğurtdur.  Ayrıca ülkemizde bazı bölgelerde tarhanaya süt, soya fasulyesi, mercimek, nohut, mısır unu ve yumurta da katılmaktadır . Tarhana üretiminin fermentasyon aşaması yoğurt bakterileri ve mayalar tarafından gerçekleştirilmektedir. Hayvansal ve bitkisel kaynakları içeren tarhana protein vitamin ve mineralden zengindir. Bundan dolayı bebek çocuk ve yaşlı beslenmesinde önemli yere sahiptir.

 

 

Pekmez:

 

        Eskiden tatalandırcı olarak kullanılan doğal bir besindir. Çoğunlukla üzüm olmak üzere dut, incir, elma, ve keçiboynuzu gibi meyvelerin kayantılarak yoğunlaştırılması ile elde edilir. Pekmez, glikoz ve fruktoz içerdiğinden, sindirime gerek kalmadan tüketildikten kısa bir süre sonra kana karışmaktadır. İçeriğindeki kalsiyum, potasyum, magnezyum, krom, demir ve B (B1,B2,B3) vitaminleri nedeniyle yüksek düzeyde vitamin ve mineral kaynağıdır. Yüksek enerji içeren pekmez özellikle çocuklar, sporcular, gebe ve emziren anneler için önemli bir besin kaynağıdır. Vücutta kan hücrelerinin (alyuvarların) oluşumunu sağlayan pekmez demir yönünden zengin olduğu için kansızlığa iyi gelmektedir

Daha fazla oku...

Gebelik ve Uçak Seyahati

Düzgün ve  sağlıklı giden bir gebeliğiniz var ise, uçak seyahati sırasında karşılacağınız hava basıncı ve nem miktarındaki değişikliklerin  bebeğe zarar verebileceğine dair elimizde kesin bir kanıt yoktur…Ayrıca uçak seyahatinin düşük ve erken doğum ile bir ilişkisi bulunmamaktadır.

 

Tekiz gebeliklerde 37.haftaya kadar,ikiz gebeliklerde 32.haftaya kadar güvenle uçuş yapılabilinir.

 

Bazı gebe kadınlarda uçuş sırasında; bacaklarda ödem, burun akıntısı ve kulakta dolgunluk hissi veya bulantı gibi bir takım ufak problemler yaşanabilir.

 

Derin ven trombozu, bacak veya kasıktaki damarlarda ani pıhtı oluşumu ile oluşan dolaşım bozukluğudur.Uçak seyahati sırasında  uzun sure oturma pozisyonunda kalma derin ven trombozu riskini artırmaktadır.Uçuş süresi uzadıkça risk giderek artmaktadır.Dört saatten ksıa süren seyahatlerde tedbir almaya gerek yoktur.Ama uzuzn seyehatlerde özellikle:1.Rahat, konforlu giyecek ve ayakkabı tercih edilmeli.2.Mümkünse koridor tarafına oturarak,düzenli yürüyüş yapılmalı.3.Her yarım saatte bir oturma egzersizi yapılmalı.4.Düzenli aralıklar ile su tüketilmeli.5. Alkol ve kafeinli içecekler içilmemeli.6.Basınçlı çoraplar giyilmeli…..Kişinin ayrıca derin ven tromboz riski var ise ilaç olarak kan sulandıran heparin kullanılmalıdır. Düşük doz aspirine bu konuda etkisiz kalabili.r.

 

Uçmamayı  gerektirecek bazı koşullar:1.Doğum riski olan,günü gelmiş olan gebeler 2.Çok ciddi ,derin anemisi olanlar 3.Orak hücreli anemisi olanlar 4.Ciddi vaginal kanaması olanlar 5. Yakın kısa sürede vaginal kanama şikayeti ve tedavisi geçirenler 6.Nefes almayı sorlaştırabilecek kalb ve akciğer hastalığı olan gebeler…

 

Uçup uçmama yı karar verirken geçmiş tıbbi öykünüz ve taşıdığınız riskleri tekrar gözden geçirin lütfen…1.Neden bu zamanda uçmayı istiyorsunuz? 2.Uçmanız bir zorunluluk mu? 3.Uçacağınız sure ne kadar uzun ve bu seyahat tıbbi riskiniz i artırıyor mu? 4.Uçuş ve dönüşünüz sırasında kaç haftalık gebe olacaksınız? Bu süreçteki doğum şansınız nedir?  Unutmadan gebeliğin ilk 3ayında ki düşük yapma riskinizin  zaten yüksek oldugunu unutmayınız! 5.Olası bir risk karşısında gittiğiniz yerdeki sağlık merkezi koşulları nedir acaba? 6. Gideceğiniz yer için  gerekli aşı ve teavilerinizi doktorunuz ile önceden görüşünüz 7. Uçuş sigortanızın gebelik ve doğum ile ilgili tedavinizi ödeme kapsamında olup olmadığını control ediniz 8.Sizi tanıyan ebe ile uçuşunuz hakkında görüşüp tartışınız.

 

Uçuş sırasında yanınıza almanız gerekenler:1.Gebelikle ilgili notlar 2.Almış olduğunuz ilaçlar 3. Eğer 6ay üzerinde gebeliğiniz var ise doktorunuzdan uçabilir formu 4.Gebelik haftanızı belirten belge ada ultrason raporu 5. Seyahat sigorta belgeleriniz

 

Havaalanında ,bebek için extra herhangi bir risk olmadan güvenlik taramasından rahatça geçebilirsiniz…

 

Oturduğunuzda koltuk emniyet kemerinizi mutlaka bağlayınız.

 

Çok ufak bir şans ta olsa seyaht sırasında gebenin suyu gelebilir yada doğum eylemi başlayabilir.Böyle biro lay karşısında kabinde size yardımcı olabilecek kimse bulunmayabilir.Sonuç olarak pilot uçağın rotasını çevirerek size en yakın sağlık merkezine ulaştırma zorunda kalabilecektir.

 

İYİ UÇUŞLAR

Op. Dr. ALPTEKİN ALAGÖZ

Daha fazla oku...

Panik Bozukluk ve Tedavisi

Panik bozukluğu, yineleyen panik atakları ile kendisini gösterir. Yineleyen beklenmedik panik atakları ile birlikte başka atakların da olabileceğine ilişkin sürekli bir kaygı (beklenti anksiyetesi) ile kendisini belli eder. Kişi, panik atağının kalp krizine neden olacağını düşünebilir, panik atağı sırasında aklını kaybetmekten korkabilir; bunlarla ilgili kaygı duyar ve ataklarla ilişkili davranış değişiklikleri gösterir. Panik atağı, aşağıdaki semptomlardan dördünün ya da daha fazlasının aniden başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı yoğun bir korku ya da
rahatsızlık duyma dönemidir:

  • terleme, titreme, çarpıntı,
  • kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma
  • nefes darlığı ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları
  • soluğun kesilmesi
  • göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
  • bulantı ya da karın ağrısı
  • baş dönmesi, sersemlik hissi, bayılacakmış gibi olma
  • derealizasyon (gerçekdışılık) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma) hisleri
  • kontrolünü yitireceği ya da çıldıracağı korkusu
  • ölüm korkusu
  • paresteziler (uyuşma ve karıncalanmalar)
  • üşüme, ürperme, ya da ateş basması hisleri
    Sıklıkla diğer psikiyatrik bozukluklar panik bozukluğuna eşlik eder. Fobiler, yaygın anksiyete bozukluğu ve major depresyonun yanısıra alkol/madde kötüye kullanımı/bağımlılığı panik bozukluğu ile birlikte bulunabilir.
Daha fazla oku...

Vertigo hastalık değildir?

BENİGN PAROKSİSMAL POZİSYONEL VERTİGO (BPPV): KRİSTAL OYNAMASI

  • Yerçekimine karşı yapılan baş hareketleriyle ortaya çıkan, kısa süreli fakat oldukça şiddetli baş dönmeleridir
  • BPPV sık bir rahatsızlıktır ve bütün baş dönmesi vakalarının %25’ini oluşturduğunu belirtilmektedir
  • Hasta çevresindeki eşyaların döndüğünü söyler
  • Baş dönmesi kısa sürelidir.(5-30 saniye)
  • Bulantı sıklıkla vardır. Ama kusma görülmez
  • Hastanın işitmesi normaldir, çınlama ve uğultu tariflemez
  • BPPV çeşitli iç kulak hastalıklarının bir sekeli olarak ortaya çıkabilen bir sendromdur
  • Hastaların çok az bir kısmında BPPV nedeni ortaya konulabilinir. Olguların büyük bir çoğunluğunda sebep bulunamaz. Nedeni ortaya konanlar arasında en sık neden kafa travması  ve iç kulağın viral enfeksiyonlarıdır.
  • BPPV hastalarında kadın erkek oranı 2.3’tür ve 60 yaş üzerinde pik yapar.

 

PATOFİZYOLOJİ

Denge , organizma lokomotor sisteminin statik ve dinamik olarak uyum içinde çalışmasıdır. Dengenin sağlanmasında üç aşama vardır; Bilgilendirme, bilgilerin denge merkezinde algılanması ve hazırlanması, Uygulama (motor yanıt). Bilgilendirme üç ayrı organ tarafından sağlanır; Oküler sistem(göz), vestibüler sistem(iç kulak denge organı) ve proprioseptif sistem (derin duyu).

İç kulakta bulunan semisürküler kanallar açısal hareketlerden,  vestibül ise lineer (doğrusal) hareketlerin algılanmasından sorumludur.  Denge organımız   anatomik yapısına baktığımızda otokonidia dediğimiz mikro kalsifiye taşları bulunduran  özelleşmiş bir nöroepitele sahiptir.

 

BPPV oluşumunun fizyopatolojisini açıklamak için öne sürülen teori; İç kulakta vestibülde bulunan  otokonidiaların (mikrokalsifiye taşlar)  normalde olması gereken yerden ayrılarak gene iç kulakta başka alanlara dökülmesidir. Bu dökülme sonucu ya iç iç kulak kanalları içerisindeki sıvının hareketini etkileyerek, yada iç kulaktaki silyalı dokulara yapışıp onların hareketini etkileyerek kişide baş dönmesi semptomlarının oluşmasına neden olurlar.

BPPV  TANI

Hastaların tipik anemnezleri vardır. Çoğunlukla orta ve orta ileri yaş olgularda ani başlayan, bazen uyku esnasında başlayıp hastayı uyandıran baş dönmeleri vardır. Baş dönmeleri özellikle yatakta sağa sola dönerken, başını sağa sola hareket ettirirken aniden başlayıp çok kısa süren (çoğunlukla bir dakikadan az), otolojik semptomların (işitme azlığı, kulak çınlaması, kulakta dolgunluk hissi) ve nörolojik semptomların( motor ve duyu kaybı)  eşlik etmediği tarzdadır. Hasta bir süre hareketsiz kalır ise baş dönmesi geçer ancak başını etkilenen tarafa çevirdiğinde tekrar baş dönmeleri başlar.

  • Hastalığın tanısında Dix ve Hallpike olarak isimlendirilen pozisyonel test kullanılır
  • Bu test esnasında hasta belirli pozisyonu alınca baş dönmesi ve istemsiz göz hareketleri (nistagmus) başlar. Nistagmus baş dönmesi yapan bir çok durumda istemsiz veya baş hareketleri ile proveke edilerek ortaya çıkabilir. Ancak  bu test ile  hastanın gözlerinde BPPV ye özgü bazı nistagmus hareketleri gözlendiğinde hastaya tanı kanulabilinir. Tanı için ekstra bir tetkik yapmaya gerek yoktur.

 

TEDAVİ

Tedavide medikal ajanların yeri yoktur. Düzeltici manevraları yapılamayan çok şiddetli olgularda vestibülosüprasan ajanlar klinik semptomları  yatıştırmak için verilebilir ancak hastalığı tedavi etmez.

Tedavide bazı düzeltici manevralar ile otokonidyaların iç kulakta ait oldukları alana geri gönderilmesi amaçlanmaktadır. Birkaç değişik düzeltici manevra vardır ancak en sık kullanılanı Epley manevrasıdır. Hastalar çoğunlukla bu manevralardan fayda görüp iyileşme periyoduna girerler.

Daha fazla oku...

PRP Nedir ve Nasıl Elde Edilir?

 

PRP Nedir ve Nasıl Elde Edilir?

Platelet Rich Plasma (PRP); kanda bulunan “trombosit”ten zengin serum anlamına gelmektedir. Son 10 yıldır kas iskelet sistemi hastalıklarında da uygulanmaya başlamıştır. Kişinin kendi kanı damar yolu ile alınır. Kan yüksek devirli motorlu aletler (santrifüj) içerisinde 10-15 dakika çevrildikten sonra kanın şekilli elemanları ve serumu tabaka halinde ayrışır. En altta kırmızı kan hücreleri ortada trombositler (pıhtılaşmayı sağlayan hücreler) ve en üstede serum (plazma) yer alır. Steril koşullarda buradan trombositler bir enjektöre çekilir, bir miktar serum (plazma) ile karıştırılarak tedavi edilecek bölgeye yine steril koşullarda uygulanır.

Etki Mekanizması Nasıldır?

Yaralanan, zedelenen veya problemler gösteren kas, tendon ve benzeri dokuların onarım süreci; bölgedeki pıhtılaşmış kanın içindeki trombositlerin parçalanması ile ortaya çıkan cytokinler (hücrelerin yaralanma bölgesine göçünü sağlar) ve büyüme faktörlerinin başlattığı enflamasyon ile başlar. Enflamasyon; çarpma, vurma, zedelenme sonucu oluşan şişme olarak anlaşılabilir. İyileşme sürecini bu enflamasyon başlatır. Bu enflamasyonla aktive edilen ve prolifere olan progenitor  hücreler dokudaki kendiliğinden iyileşmeyi başlatır. PRP enjeksiyonlarının amacı hastalıklı bölgeye trombositten zengin bu materyeli enjekte ederek bölgede iyileşmeyi sağlamaktır.

PRP Hangi Hastalıklarda Uygulanır?

Omuz zedelenmeleri ve problemleri, aşil tendiniti, kuadriseps ve patellar tendinit, adduktor tendinit, topuk dikeni, biseps yaralanmaları  , lateral – medial epikondilit (tenisçi-golfçü dirseği),gibi hastalıklarda ,Menisküs problemlerinde ve diz kireçlenme, kıkırdak lezyonlarında da kullanılabilmektedir.

Hastanın kendi kanının ayrıştırılarak yine kendi dokusuna enjeksiyonu uygulaması olduğu için allerjik reaksiyon beklenmez. Ancak uygulama ile bölgede enflamasyon meydana geleceği için, şişme hafif ağrı gibi şikayetler beklenebilir.

Nasıl Uygulanır?

  • Hastadan damar yolu ile 10-20 mililitre venöz kan alınır.
  • Alınan kan santrifüj tüpüne konulur. 15 dakika santrifüjlenir.
  • Elde edilen PRP enjektöre alınır,
  • Uygulama bölgesi temizlenir. Hastalıklı bölgeye PRP enjekte edilir.
  • Sonrasında özel bir önleme gerek yoktur.
  • Hastada uygulama bölgesinde enfeksiyon veya cilt lezyonu , vücut direncini düşüren hastalıklar ve kanama problemleri  olmamalıdır.

Hastanemizde PRP Uygulanan Hastalıklar

  • menisküs ve ön çapraz bağ yaralanmaları
  • kireçlenmeler
  • Tenisçi ve golfçü dirseği
  • Aşil, patellar tendinit
  • Topuk dikeni
  • Omuz rotator kaf problemleri

 

Daha fazla oku...

Doğum Koçu ve Gebelik Platesi

  • Gebelik Platesi
  • Nefes Egzersizleri
  • Lohusalık ve Bebek Bakımı
  • Doğuma Hazırlık Eğitimi
  • Danışmanlık Hizmetleri

Danışmanlık Hizmetleri

“Doğum mucizesi” bebeğinizin doğma isteği ile başlayan ve yavaş yavaş ilerleyen bir süreçtir. Hayatınızın en muhteşem duygusu olan anneliğe hazırlanırken bu yolculukta profesyonel bir şekilde yolunuza ışık tutmaktayız.

 

Doğuma Hazırlık Eğitimleri

Bu eğitim ile kendinizi ve bebeğinizi olumlu bir doğum mucizesine hazırlarken, korkularınız ile yüzleşerek, bedeninizin farkına vararak bebeğinizin doğma isteğinin geleceği günü bekleyebilirsiniz.

 

Gebelik Platesi

-Gebelik sırasında uygulanacak egzersizler, vücudunuzda ortaya çıkan değişikliklere uyum sağlamanızı kolaylaştırır.

-Kilo alımını kontrol altında tutar.

-Uykunuzu düzenler.

-Dolaşım ve sindirim işlevlerini düzenler.

-Doğumu kolaylaştırır ve doğum eylemini daha rahat geçirmenize yardımcı olur.

-Doğum sonrasında kısa sürede toparlanmanıza yardımcı olur.

 

Nefes Egzersizleri

– Kalbinizi güçlendirir.

– Bedeninizin doğum yapabilme gücünü artırır.

– Korku ve stresi azaltır

– Nefes alma zorluklarını ortadan kaldırır.

– Bebeğinize giden oksijen miktarını artırır.

 

Ayrıntılı bilgi için;
Doğum Koçu; Fatma ÜRÜN
0549 320 22 37

 

Daha fazla oku...

Ramazanda Ağız Bakımı

Ramazan ayında tutulan oruç sırasında uzun süreli açlığa bağlı olarak ağız kokusu ve ağız kuruluğu gibi sorunlar artış gösterir.

 Özellikle diş taşı ve çürük açısından bakımı ihmal edilmiş ağızlarda var olan bakterilerle oluşan ağız kokusu, açlıkla birleşerek çok daha kötü kokulara yol açar. Diş Hekimi Denizhan AVCI, bu sorunların nedenlerini ve çözümleri için küçük ipuçlarını paylaşıyor.
* Ağız kokusu bakımı ihmal edilmiş ağızlarda daha da fazla olur, bu nedenle ramazan öncesi kişisel sağlık ve çevreyi rahatsız etmemek için  mutlaka profesyonel ağız bakımı yaptırılması gerekir.
* Oruç sırasında ağız kuruluğunu önlemek de ayrıca önem kazanır. Bu nedenle sahurda, dişleri, özellikle sodyum lauril sulfat içeren diş macunlarıyla fırçalamaktan kaçınılmalı. Diş macunlarına köpürme özelliği kazandıran sodyum lauril sulfat maddesi ağız kuruluğuna yol açar. Piyasada bulunan macunlarda bu maddeye sıklıkla rastlandığı için fırçalamadan sonra ağız bol su ile çalkalanmalı ya da fırçalama sonrası bir bardak su içilmeli.
* İftar ve sahurda hızlı yenen yemekleri sindirmek için gazlı içecek tüketilir. Oysa, dişlerin asit erozyonuna maruz kalmasını önlemek için asitli içecek tüketimi sınırlandırılmalı veya arkasından ağız suyla çalkalanmalı.
* Kahvaltı yapılmasa bile dişler sabah kalkıldığında mutlaka fırçalanmalıdır. Orucun bozulmasından korkan kişiler, dişlerini macunsuz da fırçalayabilir. Çünkü önemli olanın fırça ile mekanik temizlenmenin sağlanmasıdır.
Daha fazla oku...